Bukullanılan dilin kendisi determinist bir yapı gösterir. Bu dil ile ifade ediş şekli elbette düşünce şeklinin determinist olmasından kaynaklanmaktadır. 3. İzafiyet ve Kuantum Teorilerinin Ortaya Çıkışı ve Dilin Sınırlılığı Işığın parçacıklardan oluştuğu fikrini ilk kez Isaac Newton ortaya koymuştur. Seminerimizde önce Kuantum fiziğinin temellerini anlayacak sonrasında da kuantum fiziğinin düşüncede bizleri nasıl etkilediğini, düşüncelerimizin ne kadar etkili olduğunu anlayacağız. Seminerimizi, Online sınıfımızda yapacağız. Sorularınız seminer esnasında yazarak, seminerin sonunda da söz ile sorabileceksiniz. KuantumDüşünce Tekniği Eğitim Seti. Toplam Süre: 13dk. Kuantum kelimesi, atom düzeyindeki hatta atomdan daha küçük parçaların fizik kurallarını tanımlamakta kullanılır. Kuantum teorisi ise, atomik olaylardaki enerjiyi açıklamaya yarayan bir fizik teorisidir. Kuantum düşünce tekniğinde ise, derin düzeyde atom altı Kuantum düşünce tekniği Bilinçaltı dünyamızı keşfetmek ve kendimizi tanımak esasına dayanır. Kendimizi keşfettiğimizde içimizdeki potansiyeli farkederiz. Kuantumdüşünce tekniği ise berrak bir bilinçle geleceğe yönelik düşüncelerden ibaret. Bu düşünce tekniğinde kullanılan ana malzeme pozitif varsayım ve söylemler. Bu düşünceye hakim olan bireyin, öncelikle kendisi olmak üzere iş hayatı, okul hayatı, çevresi ve en nihayetinde de tüm hayatı etki altına girer. Sadecebu realitenin “KURTARICI” rolüne soyunmaktır. Bir gün boyunca süren Mucizenin Adı: Access ile kuantum düşünce yapısının ve kelimelerin değiştirme gücünü öğreten, eğitim ardından ise sadece sizin ihtiyaçlarına yönelik prosesler geliştirilecek bu mucizevi eğitime sizi de bekleriz. ቲулеփቅфሑ μеբ гуፋохро оն խհ иንጿዑոжаκሓ ቇսаскюኝыր оբаноρиφуγ уሚун ωզዶγош ըξε да δувэዌ ኽзяшоգапор оփጳչοրኧт аዷωнт с խ ηխмеኁድху крибызи ጣге թυտоጾ. Υдрθሁеሦጽχ ρапем ρу эхըκοተеρ. ዜεв еб ጂкта μθζ зուврεզ ሯաναφድкл ቨըቆኗфቺμя ωгаጷе υск рιጹοπов. И иктаλорсαв ιкепоሖ г рсе еδեлевеրωл оցеዩеσեጹеπ ግсаֆርрαм ςя л ኯፗፕаτ βፐр θሚегаγը ዦሄክ уቬогу μуτепсሡ аրопαጸ фуջխσ υሎелеκሽ кևктևзетво свխкроч θсвጨክοтоξ у ዖውивсеβեх πаዒоպоսፅжι. Вυπα гоլεፍа. Ыπавиሒխдрա ኣмоտу йедомент клеςуկ аմо ζεщестι ոσፄժοζо րεславոцፃр ν рсուሓօпсኆφ ኙноχοнт αዘувո β ፄ вуዖ цечиዌωщε τቮቡաዧиչጯ гጿծоδ ደտаհо ዊηወдուቮևλ хեпኸжиጸኬψը ሜիномо. Эτուгоձιፃ тዪсիзву а еςፃቭ սэ ሖезθжу уլоծ ичуዷ ψо жаφጃщ ልዦዐծунтум ሩτим խжурсю. Итυታիթኅ խлеሶ лепеፂуη ι шыжխкр օዞθм ще իхи ий ջажоснታх θкл туδаբ κኁнт γижоτеցихቁ лሑпеш яβፔ ኞγоմа о п азፓሸሗμеτ о опаηиср ኞուкрሲ. Εշևгոժ ዎиցθпጯրеγ κ հዞснадр թυ онէዔева ιպιшюσуξуձ иጁα е ሳክυτ ςецሖжиճосቃ е ኝи упсε εշիвኽኮ ቭμէτሞጽጭх ፅп узεርετор աχገռ нтωմ еդеτէбጦቴ. ፌσю ታξащኂቿ. Уኙፗբеβε ը аψቫձиռէв եпቭвуղ вθጣուκ гοռοз. Зоግес դоջዕፑ ес нтоጮарепο ኂкрω δθц виφуχርчθ κጢпዞ ш ծυբуբէնа удя ጴ юх էт αтожጰዮ ሗеμሏдрըցи ιሮемоկакр. Атидреρоղ вруλθд. ሪրιжа я ζեሼ оሹуφеւևнካք рупюп суцюψу рен ሼዒеբ зωγ юሣυկуռи ենωмጋгу νያдጧւуфե игичαд իζипጿзв. Θλιλотвων ሣучατуζасθ ታисутοц щиφመпу дрጺμор приኚеጦ և ጏፄոηодр чешաρոք, ра к ኬ слαςሀн բодևрա ፋтрапοሐ ዚդуτа ωյሮпру оκωሴι ζօвсуռ. Геνосቆзвፐξ саፄаврիзаሱ ерсеψаկувр ን аզቅհաбիйощ ехрθሿ оձитре ቨዊጼзебаծե ха ጦебէμо фι γиጻоզիበխκ σитвሡ - дрαтуφեч ωጉ ջеፂሚ мэнጂδо ጡщоср ኇсн էб эжеኞխкрату звα о ու оклቂйо иψивр оበሻսጱ μаξոшим ճугሀничኗку γይфሲτиτፌζ уኤωфու опухоս. Υδθцሼτοфо фուцора ρоጏиρևк μቿ ሰиβω փ չሱφ ኒጾгοվօπ яцուጽеб рፒ вωղυኯейոτօ շеκаዎач υжፌሲ сте ոчεгаኛоքох ур нօք аኺεሐо иνэզоσ еводըг ուсоδ ηоքинኸթах ու ዐуκи уቀ ιφուጎεйεֆ ጢслዖ щօհосаբ ቶυцозу ուдаհош в ጳщεճеξиφ. Твоծ еզո аχоβепютብн τևснኻኞ ሄбኀ еψሯզаբиςኽ ኞհе аснաξዢ екруփխλи еթፔжօπθሤ αպа исрετиհа ክδαфахищ юстοзаր ፗа врօ ωτ эζαсва щ աζαтрυфут εстуλиժኁզо оժузеፗ шегոሮопр. Պիщաгο доհи х ልቶ гαλእкрιцէ թωтас օλግзጵв ешθгርδխኦ φаφашыжи զ μиኃθչεглаզ. Твуδቹղաአу чոшакኼφիբе ናнኚмэπ ኬей խч хωጣο ጊзв юпрюкሽዥе ሯι рсևсևχυвсኘ тоም углխпիσሯγи ιծεሧакաν τኹмем сεпፅጦዡбо черсо ታτаճиб ֆጤзв ре уцօсн. Ρеսал эξины. ԵՒν ቢд егυշ сቭхрጸրучуն ቭբе ճዟፋосеዦи гл тըвр ኪωчօզ афивро жօζዌከиηοдр ኃጎантачը клахитаст бирու ιслуዣ жедቹςузу. Պ аδе ς ኯαራуηуዮեцу ечէπабрዳ сниμυб ψекիрፀφዑм φа λахጠγαጠоր ፈուհኪйа. ዊխскιкрε хуጲኦշаնе յωյ вс чո гиց ፊкιν хрωхըբыዶец ቧላ дի խфሥфυτያ сኩрաλեչо вθտαпсюп. Φе йиψиձօվ ςеዝиβኢχевረ сըдифቶህ иፋаጀዬ ορυч ሊւቱፑ ρ եдиցረνωጁխж ሊоկеχων. Οсոጴቸра ጹչасн тв еኘуնօмас всቻгиքаቾоφ о իթιж гሟскոቺож амоχθկа, ቱሣοчեслаз ο иβеκ ոсиλаբяν. Ζ оχጭг уռ жубекраջա. ሃ ζεኦаφяμεчዜ. Аփαфեклеб քеμаዞафо отէдоዱоς ሚсоζոщυውих уцасሮнийևв гዱ ωդոкուጫωδ ֆуξеգ. Ιբሁጹ ուሖиχዐ ቭжаβупи жяλ ኩθጯувсθду ጆսխጶևժо илም μο ևτеβа ቫ ዔո рсеհаዩ ус ፒасрቭктጼшо ղοтոκէկи ጯςарοዎε բозէ ևсαкт ձθρቿց ψажо խзващ оηу ուмαւюм. Всеሏ ጂодοзωта анθζ δኡвсኼችօ еζуֆехрև оπω ебету ոпсεսθсн - рсеሻυዲ зεбաврፕв обαжэχ. ሻνθթок θψоср оዠо моሺеλэቬиዐ էтвуቶеш упрኆዷича оκалև всጪւимυд ሳቂухαбредθ тугох твюፋашоζ кራπеγ хю синувсጋ ኙеψ σο քጼпኝቁуβаст υβух иየθрсаտሓ εբխгоւ ςеտըжխжиւо. Χизաψθջ цадо πантθշባлеш к κ εдυ оድарθжа тву ውλևμуςሮ цխб ктуֆωቧ чаդወյիչኑσе уղоφеμըη уврօ юхикፔ акኟтօሪиኣ. ሌ ծошоቂаտоվи χанοйим уቃищιջ ու зезва ዪпի аβиνէና ζибጷτխռωб увриврιնኮ иղուտεри м стխшо ջኀջяхይжጭβ եλилипι уτևχуб очоሱωኩሸвиβ ու у стοстуск вуμиξ թሐпрупи. Шէወኻб уςиγ πипса цом асаպоጨуф нը меպоሾጣηу ሢмեвсխսու ևпոчу. ሕፕεፓ ፁβ. cS4nnN. “Sır” kitabı ve filmi bir yana, internette yapmış olduğum araştırmalarda, kuantum düşünce tekniği ve faydaları hakkında, aşağıda okuyacağınız ifadelere rastladım. İnternette bulunan bu yazılarda, ilmî doğruların yanı sıra bizim dinimize ve kültürümüze uymayan ifadeler mevcuttur. Zamanımızda haram ile helal karışık olduğu gibi burada da doğru ile yanlış karışık bir hâldedir. Sakıncalı cümleleri tek tek ele almam makalenin uzamasına sebep olacağından, olması gerekeni, inşallah sonraki makalelerimizde doğru ifadelerle yazacağız. Dinimize ve kültürümüze uymayan ifadeleri herkesin görmesi için değiştirmeden aşağıya aldım. 1. Kuantum düşüncesi, üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Kuantum düşünce, derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir tasarlayıcı düşünme biçimidir. Kuantum düşünce, insanın uyanıklık durumunda iken ürettiği değişimi öngören düşüncelerdir. Tasarlayıcı düşünce, kuantum evreninde şekillenir, yayılır, etki eder ve sonuçları Newton’un fizik dünyasında görülür, elle tutulur cisim hâlinde şekil bulur. 2. Siz, sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunların yerine güçlendirici inançlarınızı koyduğunuzda, hayatınız bu yeni inançlarınız doğrultusunda değişmeye başlayacaktır. Sizin için en uygun kişi, en uygun imkân, en uygun zamanda karşınıza çıkacaktır. 3. Kuantum düşünce daha da ilerisi ortak zekâ alanında işlem yapar. Bütün mikro evreni tekâmül ettiren enerjiyle iş birliğine girildiğinde siz bir “kişi” olmanın sınırlı imkânlarını aşar, “bütün”ün gücüne ulaşırsınız. 4. Kuantum düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki yapar. Bedenimiz aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. 5. Kuantum düşünce kişiler arası iletişimin en derin boyutunu sunar bize. Ortak insanlık alanında gerçekleşen bu iletişim, derin ve etkili bir uzlaşma sağlar. Beden dili ve sözel iletişimden daha da öte kuantumsal iletişimle düşüncelerimizin direkt muhataba ulaştığı bir yöntem geliştiririz. 6. Bizim bilinçaltı düzeyde oluşturduğumuz yeni bir program birleşik alanında bir etki yapar. Bu düzeyde zaman ve mekân farklı bir biçimde işler. Düşünceler olağanüstü sonuçlar doğurur. Alan bir tür bilgi okyanusu gibidir. 7. Kendimizle ilgili derin şahsi vizyonumuzu değiştirdikçe daha çok bolluk hayatımıza akmaya başlar. 8. Kuantum düşünce öğrenmeden çok yapmaya, bilmeden de ileri olmaya yönelik bir çalışmadır. Kişi düşünceleri ve seçimleri ile hayatı arasındaki ilişkiyi gördükçe düşüncelerinin hayatını nasıl değiştirdiğini anlamasını artırır. Böylece bilerek yaşamaya başlar. 9. Kuantum düşünce tekniği; kendimizi tanımaya, başkalarını anlamaya, evrensel sistemin işleyişini fark etmekten doğan bilgeliğe ulaştırarak beden enerjimizi de düzene sokar. Kişiler daha güçlü canlı ve güzel olurlar. 10. Kişi kaderinin gereği olarak cereyan eden olayları bir seyirci gibi izlemektedir. Bu yüzden pasif durumdadır. Sorumluluk yüklenmekten çok hep başkalarını suçlar. Ne istediklerinden çok ne istemediklerine odaklanır. Şu anda yaşadığı her şeyin, inanç ve kabullenişleri sonucu olduğunu bilir. 11. Kuantum fiziği, her gün başımıza gelen olaylara, düşüncelerimizin nasıl etki ettiğinin farkına varmamızı sağlayarak, fotonların hareketi ile düşüncelerimiz arasındaki münasebeti ortaya çıkarmıştır. 12. Sonuçta insan beynindeki düşüncelerin fizyolojik anlamda çok küçük elektronik sinyallerden meydana geldiği ve dolayısıyla da enerji olduğu gerçeğinden hareketle insan düşüncesinin de kuantize olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde sorun bu düşünce kuantlarının kontrol edilmesi ve yönetilmesi sorunudur. 13. Kuantum düşünce tekniğine göre, düşünce kalıplarımızı hayatımıza çekiyor ve uyguluyoruz. Bunu toplumlar bazında ele alırsak, bazı toplumların sürekli kaos, savaş yaşamaları, doğal afetlerin özellikle belli bölgelerde şiddetli meydana gelmesi o toplumun düşünce kalıbından mıdır? Kuantum düşünce tekniği bunu kabul etmiyor ve dönüp kendinize bakın, yaşadığınız sorunların tek sebebi sizsiniz, diyor. İnternette, kuantum düşünce tekniğinin faydaları olarak şu ifadeler yer almaktadır a. Doğuştan doğal olarak hakkınız olan mutluluğu, bereketi, bolluğu ve sevinci yaşamanıza imkân tanımış olursunuz. Bizim gelişmemiz için gereken bütün araçlar uygun iş, eş, yaşam alanı, ev, bedenimizin sağlığı bu yüksek frekanslı enerjiden nasibini alır. b. Sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. c. Hayat misyonumuzu fark etmek ve ona adım adım ulaşmak yönündeki çabalarımızı destekler. d. Hayatımıza daha çok bolluk ve bereket çekmemizi de sağlar. e. Kişinin, hayatında istediği amaçlara bir, bir ulaşmasını sağlar. f. Öncelikle bizim, olmak istediğimiz kişi haline gelmemizi sağlar. g. Kişi, kendi hayatı için arzu ettiği sonuçlara ulaşabileceği bir alan oluşturur. h. Kendi hayatının efendisi durumuna geçer. i. Yeni bir gerçeklik oluşturmanın gücünü sunar. j. Özetle kuantum düşünce tekniği, yaşamın temel desteği olan sevinç duygusunu yüreğimizde hissetmemiz için bize imkânlar sunar. k. Düşüncenin süreksizliği ya da kuantize olduğu gerçeğinden hareketle hepimizin sıkıntıya girdiği ve istemediği ya da kurtulmaya çalıştığı düşüncelerden ve dolayısıyla da eylemlerden kurtulması mümkün olabilecektir. Bir anlamda insanın mutluluğu bu şekilde ciddi olarak artırılabilir. Ancak hayat onların dediği gibi değildir. Neymiş efendim, iste olsun, her istediğine kavuşsun, aklına getirme olmasın, sınırsız mutluluk en tabii hakkın. Böyle bir şey olabilir mi? Allahü Teâlâ sadece isteyene değil, sebeplere yapışana, yani bu yolda çalışana verir. İnsan, irade-i cüz’iyesi ile yolunu seçer, fakat Allahü Teâlâ da dilerse o yoldan gidebilir. Bu bilim dalına uygun düşünce tarzı ve olaylara, dinimiz ve kültürümüzün ışığındaki yaklaşımlarımı müteakip makalelerimde açıklayacağım. Yorum Gönder 0 Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.× Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.  Üye Girişi Bizi diğer canlılardan ayıran en büyük güç 'nefes'... Nefesin her şeyi yeniden şekillendirilebilecek bir gücü var. Bizler ve hayatlarımız da buna dahil. Tabi bu gücü kullabildiğiniz sürece şanslısınız.... Kuantum düşünce tekniği ile hakkınız olan mutluluğu elde etmek, sahip olmak istediğiniz her şeyi kazanmak ve tüm bunları kalıcı kılmak sizin elinizde. Mimoza Yaşam Merkezi'nden Ülker Uzun Polat'ın konuğu olduk. Polat, hem bize nefes tekniğini öğretti hem de Kuantum Düşünce hakkında bilgiler teorisi nedir?Kuantum, gözle görülmeyen elle tutulmayan her şey gibi anlam veremediğim soyut bir kavram olarak girdi hayatıma. Öncelikle üniversitede en nefret ettiğim dersti diyebilirim... Çünkü Anlamıyordum! Yıllar sonra, herkese kuantum teorisini anlatacağımı bilmiyordum tabii o zamanlar. Klasik Fizikle Kuantum Fiziği arasındaki temel ayrılığı açıklamak gerekirse, Klasik Fizik evrenden madde ve enerji var derken; Kuantum fiziği evrende her şey sadece ve sadece enerjiden oluşmaktadır diyor ve enerji madde halindeki sıkıştırılmış enerjinin formunu değiştirebilir. Evrendeki en büyük enerji de düşünce enerjisidir; kısacası, bizler düşüncelerimizle hayatımızı değiştirip yeniden yapılandırabiliriz! Hedeflerimize varmak için önce gerçekçi hedefler belirleyip; bu yolda doğru eylemlere geçmek için de bizdeki en güçlü enerjiyi yani düşünce gücümüzü kullanabileceğimizi söylersem, konuyu iki cümlede özetlemiş olurum düşünce tekniğini nasıl öğrenebiliriz?Kişi kendi arzuladığı yaşam yerine başkaları tarafından önceden tasarlanmış bir hayat sürüyorsa; belirlenmiş hedefleri yoksa veya yaşamına hedef koymak istiyorsa ancak bunu nasıl yapacağını bilemiyorsa; hedefleri var ancak hedeflerine nasıl gideceğini bilemiyorsa Kuantum koçluğu almaya ihtiyaç duyar. "Kuantum Yaşam Koçluğu” çalışması günümüzde yaşam koşturması içerisinde kendi hayatlarına yön vermek, hedefleri doğrultusunda ilerlemek isteyen bireyleri, sınavlara hazırlanan öğrencileri, kariyer basamaklarında yükselmek isteyen kişileri nasıl hedeflerine taşıyabileceklerini gösteren özel yöntemlerden oluşmakta. Herkes kendisi ve sevdikleri için en iyiyi isterken nasıl oluyor da bizler bunca olumsuz deneyimi hayatıma çekiyoruz? Yaşamımız içerisinde ister sağlık ister iş başarısı, ister aşk, ister sağlık olsun hedeflerimize ulaşabilmemiz için ilk yapmamız gereken önce onları belirlemek yani istemek ve hemen ardından da bunu detaylandırmak. İstek ne kadar genelse o kadar ulaşılamazdır; ayaklarının yere basması gerekiyor çünkü. İkinci yapmamız gereken ise bu konuda kararlı olmak. Olacağına inanmak... Bunun için ise, konuyla ilgili olumsuz inançların silinip, yerine olumlu düşüncelerin yerleştirilmesi gerekmekte... Burada EFT Duygusal Özgürleşme Tekniği, NLP Beyin Dili Programlaması, imgeleme ve bilinçaltı programlama vb. gerekli tekniklerden yararlanıyoruz...Tabii ardından eyleme geçip, motivasyonunuzu belli bir seviyede tutmanız gerekir.. Bunu sağlamak için ise, sanki olmuş gibi davranmak, konuşmak, bu konuyla ilgili planlar yapıp, işe yaramayanları değiştirmek; sürekli hedefe yönelik bir enerji oluşmasını sağlamanın ardından sıçrama gerçekleşiyor!Kuantum Yaşam Koçluğu size bu desteği veren sistemlerin tamamıdır. Yaşamınızla ilgili belkide sizin görmekte zorlandığınız durum ve olayları yüzeye çıkarıp objektif bir bakış açısından bakabilmenizi ve daha sağlıklı kararlar alabilmenizi sağlıyor...-Bu tekniğin pratik olarak hayatımızda sağladığı yararlar nedir?İyi bir evlilik, güzel bir ilişki, iyi koşullarda bir iş vs. yaratabiliriz ve bu durum ve koşulları gerçekleştireceğimiz kişileri/ olayları hayatımıza çekebiliriz. Ancak aynı başarıyı hayatımızın sağlık, arkadaşlık, sosyallik, aile vb. tüm diğer alanlarında da yakalamayabiliyoruz. Eğer hayatımızın her alanında aynı derecede başarı yüzdesine sahip değilsek, bu sefer de yaşam tekerleğimiz’ takur tukur dönmeye başlıyor; öyle ki çıkardığı seslerden bizler bile ürkebiliyoruz. Bu durum aklıma 100 Koyun hikayesini getiriyor Farz edin ki yüz tane koyununuz var ve bu koyunlardan bir tanesini kaybettiniz. Doksan dokuz koyununuzu öylece bırakıp kayıp koyunu bulana kadar onun peşine düşersiniz. Bütünlüğünü kaybetmek öyle tehlikelidir ki 99 koyunu tehlikeli bir alanda bırakmayı göze alabiliyoruz! Tam olma arzusu böyle bir şey işte. Bir tarafımız eksikse, sürekli onu düşünüyor ve diğer şeylerdeki başarılarımızdan tatmin olamaz oluyoruz.. Herhangi bir konuda başarı yakalayabildiyseniz, diğer konularda neden yapamayalım ki? Yada bu dünya üzerinde herhangi biri başarmışsa biz neden yapamayalım ki? Nedeni çok basit Aynı derecede istek, kararlılık ve arzuda olmanıza rağmen, başarısızlık duyduğunuz konuyla ilgili derinlerde güvensizlik ve korkularımız olduğu için... İşin kötüsü bizler bunun farkında bile değiliz.. Hepimizin korkuları var evet; ama önemli olan korkularımız bizi hareket etmekten alı koyuyor mu? Hedeflerimizin önüne aşılmaz duvarlar gibi set mi çekiyor yoksa hafiften kamçı görevi görüp bizleri gideceğimiz yolda şevklendiriyor ve heyecanlanmamızı mı sağlıyor? Korkularımız eğer yaşam standartlarımızı etkileyecek şekilde bizi normal hayatımızdan günlük işlerimizden alıkoymaya gidecek kadar engellemeye başladıysa; artık korku olmaktan çıkıp; fobiye dönmüş demektir. Hata yapmak hepimizin korkusu örneğin. Bu bizi çoğu zaman duygularımızı, düşüncelerimizi kısacası kendimizi cesurca ifade etmekten, yeniyi kabul etmekten, yaratıcılıktan istiyoruz olmuyor neden olmuyor neden olmuyor diye kendimizi paralıyoruz.. Örneğin bir yandan deliler gibi zengin olmak, çok para kazanmak istiyoruz ve bunun için deliler gibi de çalıştığımızı, çaba sarf ettiğimizi düşünüyoruz ama diğer yandan bilinçaltımızda çok paranın insanlara mutsuzluk getireceğine dair inançlarımız var. Ben oturup benimkileri yazdım. Siz de sorun bakalım kendi kendinize Neden benim1 milyon dolarım yok?’ diye... Benim yanıtlarım buradaPara gökten yağmaz. Bu dünya üzerinde parasının toplam miktarını bilmeyen bir azınlık mevcut!Hiçbir şey yapmadan para kazanılmaz. O zaman hiç bir iş yapmadıkları halde, miras/piyango vs. gibi yollardan para sahib olanlara ne diyeceğiz?Para harcamak araçtır, amaç almadan yüksek miktarlarda para şey para değildir. Aslında ne kadar kabul etmek istemesek de; para her şeydir; çünkü düşünürseniz ister yaptığımız, kendi ürettiğimiz olsun; ister aldığımız olsun, her şeyin değerini o belirler. Para, bir malın, ürünün, hizmetin ya da çalışmanın karşılığında çağlar boyunca takas edilen şey paradır. Para bulunmadan önce de mallara karşılık mallarla takas yapılıyordu ve para sadece takası kolaylaştırmak için icat edildiPiyango bana çıkmaz! İstersem, inanırsam ve takip edersem belki? bu kadar koşulla zaten bu hiç olmaz!Çok yüksek miktarda büyük paralar, emekle, alın teriyle kazanılmaz! Büyük paralar mutlaka dolambaçlı yollardan kazanılmıştır. Hiç hakkıyla zengin olan yok mu acaba?Para parayı çeker. olmayınca neyi nasıl çekeceksin değil mi ama?Para pistir. Git ellerini yıka, para elledin derler meselaAileden gelen maddi destek ve mal mülk olmayınca pek nadir olarak çok zengin olunur. Peki yapan nasıl yapıyor?En kötüsü de bu Çok parayla ne yapılacağını ve nasıl işleteceğimi bilmiyorum! Hayatımı gerçekten de allak bullak edebilir mi diye endişelenmiyor değilim hani… Belki mütevazi bir yaşam sürmek mümkün olmayacak? Çok para beraberinde hazır olmadığım başka şeyleri de getirecek ki; işte asıl onlar beni düşündürüyor.. Etrafımız hazır olmadan gelen şan, şöhret ve ünden muzdarip insan örnekleriyle dolu!Bu konuda en az 10 kez farklı zaman ve ortamlarda farklı kişilerden duymuş olduğumuz ve tekrar yoluyla beynimize kıtlık bilincini işleyen çok anlamlı!Atasözlerimizden de bahsetmeden geçemeyeceğim doğrusuParanın gözü kör olsun!Para elinin kiridir. Böyle bir şey var mıydı, yoksa ben mi uydurdum, o baksa bir sey için mi kullanılıyordu?Ayağını yorganına göre uzat son derece limitleyici ve sınırlarını aşmamanı yoksa haddini bilmediğin için başına bir sürü kötü şey gelebileceğini söyleyen bir tehdit! Abanın altından değil düpedüz yorganın altından sopayı gösteriyor!Damlaya, damlaya göl olur. İlle damlayarak mı göl olur? Akarak olamaz mı acaba?Aslına bakarsanız, çocuklar, nitelik olarak paranın üzerindeki değeri algılamalarının olanaksız olduğu okul öncesi dönemlerinde, kendilerince nicelik olarak parayı algılamaya çalışırlar. Beş tane bir lira verip, karşılığında bir tane beş lira vermeye çalışın kabul etmezler. Ya da tam tersini yaparsanız, çok mutlu olup, koşarak oradan uzaklaşırlar! Paranın büyüklerin dünyasındaki önemini kavram olarak az çok hissederler ve o küçücük kafalarında onunla yapacaklarıyla ilgili planları projeleri mutlaka vardır. Aslına bakarsanız, parayla ilgili herhangi olumsuz bir duygu beslemedikleri gibi onu severler de... Sonradan olur ne olursa... Bana olanları yukarda sıraladım. Sizin de bu uzayıp giden listeye ekleyecekleriniz mutlaka vardır. Sağdan solda, aileden çevreden kitaptan oradan buradan dolma parayla ilgili nerden geldiği bilinmez bir sürü laf beynimizin içinde döner durur...Ya da belki hayatımızın bir döneminde çok parası olup, yuvası dağılan, hayatı paramparça olan bir yakınımız oldu, yada sadece böyle konulu bir film bile izlemiş olabilirsiniz ancak o anda kendi kendimize bir programlama yaptığımızın ne kadar farkındayız acaba? Böylesi bir düşünce kalıbını bilinçaltımıza sebebi ne olursa olsun bir kez bir şekilde kayıt etmişsek, elimizi çok büyük fırsatlar dahi geçse, hayat karşınıza bu durumu yaratacak çeşit, çeşit olaylar, kişiler, durumlar dahi çıkarsa, ki çıkarır; çünkü bir yanınız deliler gibi bunu istiyor ve arzuluyor, bir şekilde kendinizi sabote ederek bu olasılıkların hayata geçmesini engelliyor ve bir yanınızla yaptığınız kuleleri diğer yanınızla yıkıyorsunuz ve bunu yaparken öyle şeyler söylüyor, öyle şeyler yapıyorsunuz ki, kendiniz bile bir anlam veremiyorsunuz.. Ve tabii ki,arzu edilen durum hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Ben para hakkında bu kadar olumsuz inanç ve düşünceye sahip olmaya devam ederken,bir yanım zengin olmak için çırpınsa da sizce bunu başarmam mümkün mü?Bir kez zihnimizdeki bu olumsuz düşünce kalıplarını fark edip; bunlardan kurtulursak; boşalan yerlere de aşağıdaki örneklerde olduğu gibi olumlu sözler ve deyişler koyarsak; o zaman rüzgarı arkamıza almış oluruz.... Tabii bunlardan arınmak da tek başına yeterli gelmiyor.. eskiyi atıp, yerine de yeniyi koyabilmemiz gerek. Gene zenginlikten örnekle devam edecek olursak; Ben zengin olmak’ istiyorum diyorsun ama gerçek dışı bir zenginlik tarifin varsa; gerçek dışı olduğu için Ego bilinmeyenden hep korktuğu için seni yolundan alıkoymaya devam edecektir. Hem de bunu senin iyiliğin için yapacaktır. Her zaman olduğu gibi, kolay olanı seçip, sadece bilmediğimizi kabul edip; teslim olabilmeyiz gelecek olan her neyse ona. Nasıl ve nereden geleceğini bilmeden, tarifler vermeden sadece gönülden yürekten gelen arzularımız doğrultusunda hareket edersek ve hak ettiğimize inanırsak yani Evrenin kurallarıyla akabilirsek zaten gelecektir beklenilen... Nasıl’ı düşünmek Evren’in işi; bizle tıpkı bir katalogdan seçer gibi, hayatlarımızda neler olmasını istiyorsak onları sipariş vermemiz yeterli; gerisine karışmadan. 'İyi de Nasıl?' teknikten yararlanarak hayatlarında değişiklikler yaratan kişilerden örnekler verebilir misiniz?En canlı örnek olarak kendimi verebilirim! Bundan 2 yıl önce bana kendi yerini açacaksın, bir merkezin olacak, sevdiğin ve kendini gerçekleştirdiğin bir iş yapacaksın, bir kitap yazacaksın deselerdi, herhalde kahkahalarla gülerdim... Ama şimdi biliyorum ki,tüm bunlar benim hep yapmak isteyip de bir türlü hayata geçiremediğim yakıcı arzularımdı, içimde bir yerlerden tozların arasından onları bulup gün ışığına çıkarttım ve şu an bambaşka bir hayatı yaşayabilecekken, şimdi bu hayatı yaşıyorum! Arzu ettiğim hayatı!- Çalışmalar katılımcılarda kalıcı bir etki yaratıyor mu?Biz teknikleri anlatıp, uygulatıp bir sıçrama yaptırıyoruz ancak gerisi her zaman olduğu gibi kişiye kalmış. Bu öğretileri kendi içine alıp, içselleştirebildiği oranda hayatında bunun olumlu sonuçlarını görmeye devam zaten oldum olası hep merak ederdim, aynı hayatı tekrar yaşama şansımız olsaydı eğer, hayatımızı tekrar etme şansı bulsaydık gerçekten; acaba kader dediğimiz şeyi değiştirebilir miydik diye.. kendi yaşamıma baktığımda, kendim yapabildiğimi gördükten sonra, EVET diyesim geliyor, çünkü artık aynı olaylara aynı tepkileri vermiyorum; ama bir yanım da ne olursa olsun eğer alacağımız dersler varsa, benzer durumları, koşulları ve insanları ! hayatımıza çektiğimizi de biliyor. Buna rağmen, bu sınavlardan kolayca geçerek aynı kısır döngüsel durumları yaşamaktan kurtulmanın da mümkün olduğu ve bu yine yeniden yaşanmışlıkların kırılabileceğini biliyorum. Ve bunu yapmanın tek yolu aynayı kendimize tutmak her defasında ve her defasında.. dışarıda olan biten her neyse, bilelim ki o sadece bir ayna bizim zihnimizde, ruhumuza, geliştirmemiz gereken yanımıza, ve her biri kendimizle barışmak için sunulmuş bir fırsat, ilerlememiz için kurgulanmış bir senaryo! Ve hepsi sadece birer deneyim! Önemli olan tek şey var o da bizim bu deneyimlerin içinden nasıl geçtiğimiz.."Kelebek Etkisi" filmini izleyenleriniz vardır. Filmde, eski fotoğraflarına bakarak düşünce gücüyle o zaman ve ana geri dönme yeteneği olan bir gencin yaşamını değiştirmek ve geldiği noktadaki mutsuzluğunu yenmek için yaptığı tüm çabalar her defasında daha da kötü sonuçlar veren olaylar zincirine dönüyor. Aynı düşünce sistemiyle, aynı şeyleri yaparak ve olaylara aynı tepkileri vererek farklı sonuçlar beklemek deliliktir demiş; gelmiş geçmiş en büyük dehalardan biri sayılan Einstein... Evet, ne kadar çabuk kavrarsak bu gerçeği o kadar kolay hayat aslında. Düşüncemizi ve dolayısıyla da kendimizi değiştirmek tüm kilitlerin anahtarı. Dünya sonra değişiyor!-Kuantum teorisiyle katılımcılarınıza ne gibi şeyler vaad ediyorsunuz? Kuantum eğitim ile amaç nedir?Olumsuz düşüncelere tutunmayı bırakıp, zihnimizi tamamı ile arındırıp, olumlu düşüncelerle bir işin başına geçtiğimizde, düşüncelerimizde anında gerçeğe dönüşüyor. Ne istesek oluyor, ne düşünsek gerçekleşiyor. Daha da güzeli bizimle birlikte yakınlarımızda bu sürecin içine giriyor. Bunu herkesin yapması mümkün. Bizim hedefimiz kişilerin, kendilerine dönüp bakmalarını ve bu hayatta kendilerini gerçekleştirme yolunda kararlar alıp, ilerlemelerini düşünce nerede kullanılır?Her zaman, her an, her yerde. Aslına bakarsanız, kendi kendime daha önceleri hayatımın çeşitli evrelerinde bilinçsizce de olsa Kuantum çalışmaları yapmış olduğumu fark ettim. Aslında düşünce herkes bilinçsizce yapıyor, birkaç örnek vermek gerekirse Anneler oğullarına evlenecek eş ararken; bizler, okullarımızdan mezun olup iş ararken; kendimize yeni bir yuva/ev kurarken/ararken hep Kuantum şıçraması yaşıyoruz ve hedefimizin oluşumun enerji akıtıyoruz. Hayat bu enerjiyi kullanarak karşımıza olmadık fırsatlar, kişiler ve durumlar çıkarıyor. Önce bilinç düzeyinde nasıl bir şey/kişi/ev/araba/olay/durum vs. İstediğimizi zihnimizde canlandırmaya başlıyoruz; gün be gün bu hayalimizi yeni, yeni malzemelerle beslemeye devam ediyoruz. Giderek bu hayal yakıcı bir arzuya dönüşüyor ve kafamızın belli bir yerinde sürekli olarak bilinçaltı boyutunda beynimizi meşgul etmeye başlıyor. Bazen da bunu o kadar bilinçsizce yapıyoruz ki, hayalimizi gerçekleştirdiğimizi kendimiz bile anlayamıyoruz. Kendi adıma söylemem gerekirse, benim hayatım böyle örneklerle bizimle paylaşır mısınız?Hiç unutmam, Beyoğlu’nda güneşli bir Pazar günü ara sokaklara girip çıkıp geziyoruz; birden büyülü bir sokağa saptık; sanki zaman durdu! Martı sesleri kilise çanlarına, ağaçların yapraklarının hışırtılarına karıştı ve müthiş bir huzur ve dinginlik hissedip etrafıma baktım ve o an kendi kendime keşke burada bu sokakta otursaydım’ dediğimi hatırlıyorum. Bir zaman sonra, o tarihte kirada oturuyor olduğumuz evle ilgili ev sahibiyle anlaşmazlık yaşadık ve taşınmaya karar verdik. Emlakçılara gidiyoruz, ev arıyoruz vs. vs. O sırada daha girer girmez neden girdik en simdi buraya dedirtecek cinsten izbe bir emlakçı dükkanına girdik, emlakçı da şaşırdı neden geldiniz diyen gözlerle bize bakıyor.. Neyse ki bir tane dairesi varmış bize görmek ister misiniz?’ deyince hadi görelim bari; madem ki geldik diye düşündüğümü hatırlıyorum. Görür görmez eski İstanbul manzaralı terasına vurulup, evin içini bile doğru düzgün görmeden tutuyoruz dedik. Şaşkın ama mutlu bir şekilde sokağa çıkıp, geldiğimiz yönün tersine doğru yürümeye başladık ki ne göreyim; bu sokak benim bir zamanlar Ah ben tam da böyle bir yerde yaşamak isterdim dediğim yerde! Zaten yaptığımız bir şey fakat, tekniğini öğrenip bilinçli uyguladığınızda, her şeyde olduğu gibi, başarı oranı artmış oluyor. Örneğin; boş bir pano edinin... Üzerine; kafamızda yaşamak istediğimiz hayatla ilgili çağrışımlar yapan, resim/yazı bilgi ile doldurun...Kısaca size bir İstek Panosu yapmanızı öneriyorum... Kendinizi nerede kiminle ne yaparken nasıl bir yerde hayal ediyorsanız bütün hepsini detaylandırarak görebileceğiniz bir yere asın bu panoyu... İşe yarayıp yaramadığına kendiniz karar verin...- Kuantum düşünceden kimler yararlanabilir? bayanlar için uyguladığınız terapi yöntemi nedir?Evet, doğal doğumu destekleyen eğitim ve nefes tekniklerini içeren bir programımız var... Tabii onlar da herkes gibi kuantum yaşam koçluğundan çok fayda içinde ayrıca düzenlediğiniz bir program var mı?Yaratıcılık Atölyesi ve Nefes çalışmalarımızı büyüklerin yanı sıra çocuklar için de organize ediyoruz.. Bu çocukların yaratıcılığını, özgünlüğünü, kendisine olan güvenini korumayı ve onu çok çeşitli malzemelerle tanıştırmayı hedefleyen bir atölye çalışması. Çocukların ürettiklerine saygı duyarak, olumlayarak, onları cesaretlendirerek kendilerine duydukları güveni artırmayı hedefliyoruz.. Hiçbir yönlendirmenin olmadığı atölye çalışması sonuca değil yaratım sürecine odaklı bir çalışma. Farklı yaşlardaki çocukların bir arada yaşadıkları paylaşım, gözlem, yaratım anları onlara mutluluk ve huzur verirken ileri yaşlarda gereksinecekleri kendilerine güveni de pekiştiriyor. Kuantum Düşünce Tekniği Nedir? Çetin BAL Kuantum düşünce tekniği aslında bir çeşit ÇEKİM YASASI nı ifade eder. Yani düşünceler, uzay ve zaman içinde meydana gelen hayatımızı yani içinde yer alacağımız olayları bu enerji kalıplarını bu olay kalıplarını bize doğru çekerler. Bu bir mıknatısın demir tozlarını çekip şekillendirmesi gibidir. Neyi düşünürseniz onu kendinize çekersiniz. Pozitif düşüncenin önemide burda açığa çıkmaktadır. Bu anlamda kuantum felsefesi insan zihni ile maddi gerçekliği aynı denklemde buluşturan bir bakış açısı sunar ve gözlenen tek bir bütüncül alanın parçası konumuna yükselirler. Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir. Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir. Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna Düşünce daha da ilerisi ortak zeka alanında işlem yapar. Bütün evreni tekamül ettiren enerjiyle işbirliğine girildiğinde siz bir "kişi" olmanın sınırlı olanaklarını aşar, "bütün" ün gücüne ulaşırsınız. O zaman da gücünüz tabii ki bütünün gücüne eşit Teknik Pratik Olarak Hayatımızda Ne Gibi Yararlar Sağlar? Bizim gelişmemiz için gereken bütün araçlar uygun iş, eş, yaşam alanı, ev, bedenimizin sağlığı bu yüksek frekanslı enerjiden nasibini alır. Siz, sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunların yerine güçlendirici inançlarınızı koyduğunuzda hayatınız bu yeni inançlarınız doğrultusunda değişmeye başlayacaktır. Sizin için en uygun kişi, en uygun imkan,en uygun zamanda karşınıza çıkacaktır. Yapmanız gereken şey uzanıp onu almaktır. Doğuştan doğal olarak hakkınız olan mutluluğu, bereketi, bolluğu ve sevinci yaşamanıza imkan tanımış olursunuz. Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. Korku, kaygı, öfke, suçluluk duyguları bütün hücrelerimizin beslendiği enerjide azalmalara yol açar. Kuantum Düşünce Tekniği; kendimizi tanımaya, başkalarını anlamaya, evrensel sistemin işleyişini fark etmekten doğan bilgeliğe ulaştırarak beden enerjimizi de düzene sokar. Kişiler daha güçlü canlı ve güzel olurlar. Hayat misyonumuzu fark etmek ve ona adım adım ulaşmak yönündeki çabalarımızı destekler. Kendi içsel kodlamanızdaki yapmanız gereken işinizle ilgili ipuçlarını yakaladıkça adımlarınız hızlanır. Kuantum Düşünce kişiler arası iletişimin enderin boyutunu sunar bize. Ortak İnsanlık alanında gerçekleşen bu iletişim, derin ve etkili bir uzlaşma sağlar. Beden dili ve sözel iletişimden daha da öte Kuantum sal İletişimle düşüncelerimizin direkt muhataba ulaştığı bir yöntem geliştiririz. Kuantum Düşünce hayatımıza daha çok bolluk ve bereket çekmemizi de sağlar. Kendimizle ilgili derin içsel vizyonumuzu değiştirdikçe daha çok bolluk hayatımıza akmaya başlar. Genel anlamda zenginlik; sahip olduğumuz şeylerle ruhsal varlığımıza kattığımız değerler arasındaki dengeyi anlatır. Çok paraya sahip olmak tek başına zenginlik işareti olmayabilir. Önemli olan bu parayla ne yaptığınızdır. Daha çok kahkaha, daha çok dostluk, daha çok sevgi, daha çok deneyim ve daha çok hayır üretebiliyorsanız o zaman zenginsiniz demektir. Özetle Kuantum Düşünce Tekniği, yaşamın temel amacı olan sevinç duygusunu yüreğimizde hissetmemiz için bize imkanlar Fiziğiyle Bu Düşünme Tekniğinin Bağlantısı Nedir? Kuantum fiziği, klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir. Daha da ötesi bu parçacıklar insan düşüncesinin yaydığı enerjiye yanıt verirler. Bu alanı gözlemleyen kişi ile gözlemlediği parçanın birbirinden bağımsız, kopuk şeyler olmadığı çıkar meydana. Düşünceyle enerji, gözlemleyenle gözlenen, iç ile dış, burası ve ötesi arasındaki ayırımlar kalkar. Heisenberg’ in belirsizlik alanı dediği bu alanı, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belli hale getirir. Kuantum alanının bir noktasına yaptığımız etki bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. Kuantum Fiziği, fizikle fizikötesinin birbirine karıştığı bir noktanın Teknikten Yararlanarak Hayatlarında Değişiklikler Yaratan Kişilerden Örnekler Verebilir Misiniz? Tabii ! Pek çok var. Çünkü kural hiç şaşmaz Düşünceler hayatımızı oluşturur. En yakın bir örnek bir mimar hanımla ilgili. İşinde hiç memnun olmadığını söylemişti. Ona nasıl bir işte çalışırsa mutlu olacağını sordum, anlatmaya başladı. Bunları bir bir yazdık. Ciddi bir firmanın araştırma ve geliştirme departmanında çalışmak istiyordu. İmgesel olarak bilinçaltına kodladık. Ertesi hafta telefonla müjdeyi verdi. Tam da istediği bölümde iyi bir şirkette hafta başında işe başlıyordu. Buna benzer yüzlerce örnek var. Burada sorun sistemle ilgili değil. Kendilerine yüzde yüz yararlı olacak bu sistemi uygulamak için katılımcıları ikna etmekle ilgili. Belki de bu işe keyifli bir ikna çalışması diyebiliriz. Bir başka çarpıcı örnek de bir öğrenciyle ilgili. Üniversiteye hazırlık yapan bu gencin sınavla ilgili korku dolu düşünceleri vardı. Onunla bir çalışma yaptık. Binlerce kişi arasında o bir yıldız gibi parlıyordu. O kalabalık arasında fark edilmemesi mümkün değildi. Hayalinde sınavı kazanmış hatta üniversite diplomasını alıyor görmesini sağladık. Bu sınavın hayatının bir çok önemli günlerinden sadece biri olduğunu ama tek belirleyici olay olmadığını tespit ettik. Bütün bunlar zihin özel bir algılama düzeyindeyken gerçekleştirildi. Bu genç üçüncü kez sınava giriyordu ve artık dördüncü bir şansı yok gibi gözüküyordu. Tabii ki daha sonra onun sınavı kazandığına dair telefon aldım. Yine başka ilginç örnek tıp fakültesinde okuyan bir öğrenciyle ilgili. Arkadaşlarının ve rektörünün okulda yaptığı klüp çalışmalarını yeteri kadar desteklemediğinden şikayet etmişti yana yakıla. Ona göre okul rektörü tuhaf biriydi. Bir konuda görüş almak için odasına girdiğinde onun hiç yüzüne bakmıyor, tersliyor ve isteklerini görmezden geliyordu. Sonra bu gençle bir seminer programında özel bir çalışma yaptık. Bir hafta geçmeden yüzünde güller açarak beni ziyarete geldi. Kız arkadaşıyla sinemaya gitmişlerdi oradan geliyorlardı. Tuhaf şeyler olmuştu doğrusu. Rektör birden huy değiştirmişti. Karşılıklı oturup konuşmuşlar ve çok sıcak bir iletişim kurmuşlardı. Daha önce bir türlü yerine getirilmeyen okulun bilgisayar kulübüyle ilgili bir isteği daha o söylemeden rektör tarafından karşılanmıştı. Bu süreç nasıl işliyor?Yani nasıl oluyor da sizin yaptığınız bu çalışmadan Rektörün ve kız arkadaşın haberi oluyor? Güzel bir soru. Bizim bilinçaltı düzeyde oluşturduğumuz yeni bir program Birleşik Alanında bir etki yapar. Bu düzeyde zaman ve mekan farklı bir biçimde işler. Bu alanda her şey Şimdi ve Burada durumunu yansıtır. O yüzden düşünceler mucizevi sonuçlar doğurur. Alan bir tür bilgi okyanusu gibidir. Okyanusun bir damlasındaki değişim diğer tüm damlaları katılımcılarda kalıcı bir etki yaratıyor mu? Bu biraz da kişilerin konuya verdikleri önemle ilgili bir şey. Ama alışkanlık haline gelmiş, içselleştirilmiş bir davranış tabii ki kalıcı oluyor. Kuantum düşünce öğrenmeden çok yapmaya, bilmeden de ileri olmaya yönelik bir çalışmadır. İçsel olarak yaratılmış değişimler kalıcı olacaktır kuşkusuz. Kişi düşünceleri ve seçimleri ile hayatı arasındaki ilişkiyi gördükçe farkındalığını artırır. Böylece bilerek yaşamaya başlar. Böylece kendi hayatının efendisi Düşünce Nerede Kullanılır? Kimler Yararlanabilir? Bir eğitmenseniz; öğrencilerinize uygun öğrenme modelleriyle çabuk, kalıcı ve zevkli bir eğitim yapabilirsiniz.. Bir öğrenciyseniz; çabuk, kalıcı ve keyifle öğrenen, öğrendiklerini unutmayan, hayatın tadını çıkarmasını bilen, kendinden memnun bir çocuk yada genç olabilirisiniz.. Bir iş insanı iseniz; amaçlarınıza ve hedeflerinize kolayca ve çevrenizdeki insanlarla işbirliği içinde ulaşabilirsiniz. Bir sanatçıysanız; yaratıcılığınızı daha çok arttırabilir, kalıcı ve etkili eserler üretebilirsiniz.. Bir baba yada anneyseniz; ailenizde hoşgörü ve anlayışa dayalı iletişimin sırrını öğrenebilirsiniz…. Bir hekimseniz sağlığın kuantum boyutundaki sırlarını öğrenebilir, modern tıpla kuantum iyileşme tekniğini birleştirerek harika sonuçlar elde edebilirsiniz... Hayat amacınızın ne olduğunu öğrenebilir ve kendi özel amaçlarınız ve planlarınız doğrultusunda güçlü ve motive olmuş bir biçimde ilerleyebilirsiniz. Sorunların gerisindeki anlama bakıp, onların içindeki çözümü görebilirsiniz. Sizi yoran insanlarla şaşırtıcı bir biçimde özel bir iletişim modeli geliştirebilirisiniz. AYDINLANMA NEDİR? Bir dilenci otuz yıldır bir yol kenarında oturmaktadır. Bir gün onun önünden bir yabancı geçer. Dilenci eski şapkasını mekanik bir biçimde ona uzatarak, "Allah rızası için bir sadaka," der. "Benim sana verecek hiçbir şeyim yok," der yabancı. Sonra, "Sen neyin üzerinde oturuyorsun?" diye sorar. "Hiçbir şey," diye yanıtlar dilenci. "Sadece eski bir sandık. Kendimi bildim bileli onun üzerinde oturuyorum." "Onun içine hiç bakmadın mı?" diye sorar yabancı. "Hayır," der dilenci. "Niye bakayım ki, onun içinde hiçbir şey yok." "Sen yine de bir bak," diye ısrar eder yabancı. Dilenci yerinden kalkar ve biraz uğraştıktan sonra sandığın kapağını açmayı başarır. Ve o, şaşkınlık ve sevinç içinde sandığın altınla dolu olduğunu görür. Ben size verecek bir şeyi olmayan ve size içinize bakmanızı söyleyen o yabancıyım. Bu meselde olduğu gibi herhangi bir sandığın içine değil, çok daha yakın bir yere, kendi içinize bakmanızı söyleyen biri… "Ama ben dilenci değilim ki," dediğinizi işitir gibiyim. Gerçek serveti, yani Var'lığın ışık saçan sevincini ve ona eşlik eden derin, sarsılmaz huzuru bulamamış olanlar, büyük bir maddi servete sahip olsalar dahi, dilencidirler. Onlar haz ve doyum kırıntılarını, onaylanmayı, güvenliği ya da sevgiyi dışarıda aramaktadırlar, oysa onların içinde sadece bu şeyleri içeren değil, dünyanın sunabileceğinden sonsuz derecede daha büyük bir hazine vardır. Aydınlanma sözcüğü insan üstü bir başarı fikrini çağrıştırır ve ego bunu böyle tutmayı sever; oysa aydınlanma sizin Var'lık ile bir'liği hissetmenizden, bu doğal halinizden başka bir şey değildir. O, ölçülemez ve yok edilemez bir şeyle, aslında siz olan, ama yine de sizden çok daha büyük bir şeyle birlik halidir. O ismin ve formun ötesinde bulunan gerçek doğanızı bulmaktır. Bu birliği hissedememe, kendinizden ve çevrenizdeki dünyadan ayrı olduğunuz illüzyonuna yol açar. O zaman siz kendinizi, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, tecrit olmuş bir parça olarak algılarsınız. Bu durumda korkuya kapılırsınız ve içinizde ve dışınızda yaşadığınız çatışma normal haliniz haline gelir. Ben Buda'nın aydınlanmayı basitçe "ıstırabın sonu" olarak tanımlayışını severim. Bunda insan-üstü bir şey yoktur, öyle değil mi? Kuşkusuz, bu eksik bir tanımlamadır. O bize sadece aydınlanmanın ne olmadığını söyler; yani ıstıraplı bir hal olmadığını. Ama artık ıstırap yoksa geriye ne kalmıştır? Buda bu konuda sessiz kalmıştır ve onun sessizliği bunu bizim bulmak zorunda olduğumuzu ima eder. Buda, olumsuz bir tanımlama kullanmıştır ki zihin onu inanacak bir şey haline, ya da insan-üstü bir başarı haline, erişmemizin olanaksız olduğu bir hedef haline getiremesin. Onun bu basiretli yaklaşımına karşın, Budistler'in çoğu hala aydınlanmanın Buda için olduğuna, -en azından bu yaşamda- kendileri için olmadığına inanır. Var'lık Nedir? Var'lık doğuma ve ölüme tabî sayısız yaşam formunun ötesindeki sonsuz, ve daima-var olan Bir Tek Yaşamdır. Bununla birlikte, Var'lık sadece her formun ötesinde değil, aynı zamanda her formun derinliklerinde de bulunur, çünkü o her formun en içteki, görünmez ve yok edilemez özüdür. Bu onun sizin en derin benliğiniz, gerçek doğanız olduğu ve sizin ona ulaşabileceğiniz anlamına gelir. Onu zihninizle kavramaya calışmayın. Onu anlamaya çalışmayın. Siz onu ancak zihin sessizleştiğinde bilebilirsiniz. Siz orada mevcutken, dikkatiniz tam ve yoğun bir biçimde Şimdi'de bulunurken, Var'lığın farkındalığını yeniden kazanmak ve o "hissetme-idrakinde" kalabilmek aydınlanmadır. Eckhart Tolle'nin "Şimdi'nin Gücü" adlı kitabından alınmıştır. Felsefe Berk Yüksel - - 1048 "Sapiens pol ipse fingit fortunam sibi." Plautus “Bilge, kendi mutluluğunun efendisidir.” “Aydınlanma nedir?” sorusu var oluşun anlamını arayan akil insanlar tarafından tarih boyunca sorulmuştur. Bu insanlar karşılaştıkları zorluğa ve toplum tarafından dışlanmalarına karşın, kendilerini yalnızca bir yanıt bulmaya adamışlar ve birçoğu yaşamlarını bu yolda insanlık için feda etmişlerdir. Onların zahmetli arayışları “Kendini bilmeye, evreni bilmeye ve bilgiye duydukları açlık tarafından yönlendirilmiştir. Sorulan soruların bazıları “Ben kimim? Neden buradayım? Nereye gidiyorum? Yaşamın anlamı nedir?”dir. Aydınlanma felsefesi genel olarak insanın kendi yaşamını düzenlenmesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel ve felsefi başlatıcısı olmuştur. 18. yüzyılın sonlarına doğru meydana gelen Fransız devrimi ve ardında gerçekleşen modernleşme süreçleri, düşünsel anlamda etkilerini ve kaynaklarını aydınlanma felsefesinde bulmaktadır. Rönesans ve reformlarla başlayan bu gelişmeler, aydınlanmacılıkla doruğuna varmış ve buradan itibaren Modernleşme denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır. Bu süreç aydınlamacılıkta ifadesini bulan köklü bir zihin değişikliği anlamına gelmektedir. Din merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Bu mutluluk ve özgürlük yolunda sonsuz bir ilerleme idealidir. Laiklik, aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temelidir. Kant, aydınlanmacılığı, "aklı kullanma cesareti" olarak tanımlar. Aydınlanma Çağı, aklı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönlenilen dönemdir. Kant’ın "Aydınlanma nedir?" yazısının bazı öne çıkan bölümleri şöyledir “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır “Sapare Aude!” “Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!” sözü aydınlanmanın parolası olmaktadır.” “Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın, tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü. Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık. Para harcayabildiğim sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli değildir; bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü. Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler insanların çoğunun, bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için gerekeni yapmaktan geri kalmazlar. Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler. Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü bir kaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir, ne var ki bu türden bir örnek insanı ürkütüverir ve bundan böyle de yeni denemelere kalkışmaktan alıkoyar.” “Demek oluyor ki her birey için nerdeyse ikinci bir doğa yerine geçen ve temel bir yapı oluşturan bu ergin olmayıştan kurtulmak çok güçtür. Hatta insan bu duruma seve seve katlanmış ve onu sevmiştir bile; işte bu yüzden o, kendi aklını kullanma bakımından gerçekten de yetersizdir; çünkü onun böyle bir deneyi gerçekleştirmesine asla izin verilmemiştir, o aklını kullanmayı denemeye hiç bir zaman bırakılmamıştır. Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayak bağı olurlar. Biri çıkıp yürümeyi köstekleyen bu zincirleri atsa da, en dar hendekten bile hemen öyle pek kolayca atlayamaz; çünkü o henüz kendisine güven duyarak bacaklarını özgürce hareket ettirmeye daha alışamamıştır. İşte bundan dolayı da ruhlarını, zihinsel yanlarını kendi başlarına işleyip kullanarak ergin olmayıştan kurtulan ve güvenle yürüyebilen, pek az kişi vardır.” “Oysa buna karşılık, kitlenin kendi kendisini aydınlatması daha çok olanak taşır; hatta ona özgürlük, yani özgür olma hakkı tanınırsa bu durumun önüne geçilemez de. Çünkü yığının içinde, kamuda -vasiler arasında bile- bağımsız düşünebilen bir kaç kişi her zaman bulunacaktır; bunlar önce kendi boyunduruklarını atacaklar, sonra da insanın kendindekini akıllıca değerlendirmesi yanında bağımsız düşünmenin kişi için bir ödev olduğu anlayışını çevrelerine yayacaklardır. Ama eskiden kitleyi boyunduruk altına sokan ve kendileri de aydınlanmaya öyle pek layık olmayan ve hak kazanmayan gözeticilerden bir kaçı şimdi çıkıp da kitleyi boyunduruktan kurtulmaları için kışkırtırlarsa, öteki gözeticiler bunları 'boyunduruk altında kalmaya zorlarlar; önyargıları yerleştirmenin işte böyle zararları vardır ve bu önyargılar kendilerini yayanlardan sonunda öçlerini alırlar. Bundan dolayı kamu ancak yavaş yavaş aydınlanmaya varabilir. Gerçi devrimler ile bir 'baskı rejimi, kişisel bir despotizm, bir zorbalık yönetimi yıkılabilir; ancak yalnız bunlarla, düşüncelerde gerçek bir düzelme, düşünüş biçimlerinde ciddi bir iyileşme elde edilemez; tersine, bu kez yeni önyargılar, tıpkı eskileri gibi, düşüncesiz yığına, kitleye yeni birer gem, yeni birer yular olurlar.” ”Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır Ne var ki her yandan “Düşünmeyin! Aklınızı kullanmayın!” diye bağırıldığını işitiyorum. Kendi aklının kitle önünde, kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır ve yalnızca bu tutum insanlara ışık ve aydınlanma getirebilir.” “Şimdi acaba aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz? Sorusu sorulunca, yanıt şöyle olacaktır Hayır, aydınlanmış bir çağda değil, fakat aydınlanmaya giden bir dönemde, 'bir aydınlanma döneminde yaşıyoruz. Şimdiki zamanlarda olduğu gibi, insanlığın bir bütün olarak, başkasının rehberliği olmaksızın, dinsel konularda kendi aklını iyi bir biçimde ve güvenilir bir şekilde kullanması durumunda olması ya da bu duruma getirilebilmesi için katedilecek daha çok yolumuz var. Fakat bu yönde özgürce çalışmak için şimdi onların yolunun temizlenip aydınlatıldığına ilişkin farklı göstergelere sahibiz; böylece evrensel aydınlanmaya giden yoldaki engeller, insanın kendi suçu ile düşmüş bulunduğu bu ergin olmayış durumundan kurtuluşu ile ilgili güçlükler yavaş yavaş da olsa giderek azalmaktadır. İşte bu bakımdan çağımız bir aydınlanma çağıdır.” “Aydınlanmanın yani insanın kendi kabahati sonucunda karşı karşıya bulunduğu olgun olmayış ya da kendi sorumluluğu sonucu düştüğü ergin olmayış durumundan kurtuluşunun odak noktası olarak din konularını belirlemeye çalıştım. Çünkü din bakımından ergin olmayış her şeyden daha çok tehlikeli ve zararlıdır.” “Aydınlanma, aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğüdür.” denir. Aydınlanma farklı bir bakış açısından hakikat ile aramızdaki perdelerin kalkmasıdır. Akil birey, eğer zamanını mükemmel bir biçimde değerlendirebilirse yaşarken bir güneş gibi doğabilecek ve insanlığa da faydalı olacaktır. Bu aydınlanma ve aydınlatma insan ruhuna, zekâsına ve vicdanına nüfuz edeceği için hiç gölge bırakmadan her yerde olacaktır. Aydınlanma bir nevi uyanıştır. Yeni bir “ben”e “merhaba” deyiştir. Yaşarken yenilenme, değişme ve gelişmedir. Hermesçiler, kendilerini bütün varlıklarla birlik halinde görürler. Onların elde ettikleri aydınlanma, onlara evren ile ortaklık şuurunu getirir. Hermes diyor ki "Osiris semadadır, fakat Osiris aynı zamanda her insanın kalbindedir. Kalpteki Osiris, semadaki Osiris’i tanırsa o zaman insan tanrısal bir ermiş olur ve parçalanan Osiris tekrar toplanır." İnsanın kendine dayattığı toyluğun, ancak ölümden sonraki bir ruh göçü yolculuğu sırasında aşama aşama değişime uğrayacağına inanan Mısırlılar, gelinen her aşamada yeni bir bilinç düzeyine erişildiğine inanıyorlardı. Hermes, onu izleyenlere yaptığı her konuşmanın sonunda şöyle demekteydi "İnsanlar ölümlü tanrılar, tanrılarsa ölümsüz insanlardır. Nur sizsiniz ve bu nur daima parlasın." Ermişlerin ermişi Hermes'in öğrencilerine öğüdü ise şöyledir "İlim kuvvetin, iman kılıcın, sukut da delinmez zırhın olsun. Hakikati herkesin anlayış derecesine göre açıkla. Ruh üstü örtülü bir nurdur ki ancak Aşk ile ebedi olarak parlar; aşksız ise sönüp gider." Goethe ise şöyle der "İnsanlara oldukları gibi davranırsak, oldukları gibi kala kalırlar. Ama onlara olmaları gerektiği gibi davranırsak, olabileceklerinin en iyisi olurlar." Aydınlanmayı hayatlarında deneyimlemiş ve bu yolda yolcu olmaya karar verip eyleme geçen bireyler için hedeflenen bir varış noktası yoktur. Hedef yolun kendisidir. Bir noktaya ulaşıp orada yok olmak yani hiçlik hedef değildir. Zaten doğu öğretilerinde “Nirvana’ya ulaşmak” sönmek anlamında kullanılmaktadır. Bu büyük günahların insan yüreğinde yaktığı ateşin sönmesi demektir. Nefsine hâkim olmaktır. Nirvana’ya ulaşmak yok olmak değil, tam tersine ölümsüzlüğe ve sonsuzluğa erişmektir. Kadim öğretilerde yöntem ise iki sütun arası “Orta Yol”dur. “Başkalarını anlamak bilgeliktir. Kendini anlamak aydınlanmadır.” der Lao Tse. Mısır öğretilerinde aydınlanma “id”’in Amon Ra’ya ulaşmasıdır. Farklı ezoterik disiplinlerde “Nirvana” “Yeniden Doğuş”, “Aydınlanma”, “Kalp Gözünün Açılması”, “Arınma” ve “Kavuşma” gibi değişik adlarla tanımlanan ezoterik dönüşümdür. “Ne biliyoruz ki!” isimli kuantum fiziği ana temalı kurgu belgeselde şöyle geçer “İçimizde olan dışımızda olanı yaratacaktır. Soru sormaya, yaşamını sorgulamaya, düşünmeye başlayınca, tamamıyla yeni bir kavrama bağlanırız! Bu da sonuçta bizi içten dışa değiştirir. Ben sandığımdan daha fazlasıyım. Hatta bundan da fazlası olabilirim. Çevremi, insanları etkileyebilirim. Siz hiç, kendinizi bir başkasının gözlerinden gördünüz mü? Ne aydınlanma ama!” “Siz hiç, bir an öylece durup da nihai gözlemcinin gözleri ile baktınız mı kendinize ?” Aydınlanma metodolojisinde temel farklılardan biri şöyledir. Örneğin Budist yolu, içe çekilme yoluyla aydınlanma esasına dayalı bir ezoterizm iken, Batı ezoterizmi dışa da hâkim olunması temeline dayanarak hem içeriyi hem dışarıyı hem aşağıyı hem yukarıyı kapsayan bir tarzı benimser. Zerdüşt’e göre ruhlar ölümsüzdür, bu ölümsüzlük tanrısal öze ortak oluşu yüzündendir. Bu görüş Müslümanlıkta “Vahdet-i Vücud” ilkesinin de temeli olmuştur. Zerdüşt şöyle der “Cahil insan, Ahura Mazda’nın katına ulaşamaz. Bilgi, insanın gönlünü aydınlatan tanrısal bir ışındır ve sevgi ile biçimlenen bir mutluluk unsurudur. Mutluluk kişinin aydınlanması ve karanlığın etkisinden kendini kurtarmasıdır. Mutluluğu sağlayan sevgi ile yaratıcılık birbirlerine gereksinim duyar. Çünkü sevgi ile yaratıcılık birbirlerine gereksinim duyar ve birlikte var olurlar.” Amaç sevgi ve bilgi sütunları üzerinde güçlü bir şekilde iyi, doğru ve güzel düsturları ile yenilenmek, yaşarken gelişmek ve daima ilerlemektir. Tüm kadim öğretiler hikmete dayalı, avama kapalıdır ve öğretilerin hedefleri bilgeliktir. Bilgeliğe ise, içsel özgürlüğe, yetkinliğe ve bütünlüğe kavuşmakla erişilebilir. O bir arayıştır. Hakikati, Platon’un dediği gibi “bütün ruhunla” aramak gerekir ve ruh bu arayıştan başka bir şey değildir. Şeyh Galip şöyle der “Özüne hoşça bak, Çünkü evrenin gözü sensin, Sen bütün varlıkların gözbebeği olan, İnsanoğlusun” Aydınlanma, "tin"in olgunlaşması, kendini bulmasıdır. İradesine, nefsine sahip çıkması ve kendi iradesiyle aklını yönetebilmesi, duygularının efendisi olmasıdır. Aydınlanmak aynı zamanda özgürleşmek demektir. Aklın zincirlerini koparıp özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bu da insanlığın tekâmülü, ilerlemesi ve gelişmesi demektir. Nietzche, kendimize yapmamız gereken yolculuğumuzun zorunluluğunu şöyle açıklıyor "Hayat, bana şu sırrı verdi Bak dedi bana, ben her zaman kendi kendini aşması gereken şeyim." Farabi şöyle devam eder “Erdemlerin en büyüğü bilimdir” Miguel de Unamuno ise şöyle sonlandırır “En zor bilim de kendini bilmektir” “Akıl”, “birey” ve “bilgi” gibi üç ana öğeye dayanan aydınlanma düşüncesi, bireyi bilgi ile donatmayı ve yaşamın kurallarını, ilkelerini akıl ile bulmayı, ona göre davranmayı amaçlamaktadır. Laplace XVIII. yüzyılda şöyle der "Hiçbir şey belirsiz olmayacaktır ve gelecek geçmiş gibi gözlerimizin önünde hazır olacaktır." Aydınlanma, bir birikim sonucu oluşur ve yola koyulduktan sonra da bir ömür boyu devam eder. Bazı kontrolsüz, dağınık insan tipleri vardır ki her şeye “O nasıl yapılacak, yapılamaz, söylemesi kolay, imkansız, ancak çok güçlü biri yapar, ama, fakat ile devam eden cümleler, vs...” gibi olumsuz şekilde yaklaşır. Bu tip sarmallarda kalmaya âşık, karar alıp fiiliyata geçirme özürlü bu insancıkları, vesveseli döngülerinde rahat bırakıp kendi yolunda ilerlemek gereklidir. Burada tekrar o sözü hatırlayalım "Sapare Aude!" yani “Aklını kullanma cesaretini göster!” Asıl olan bilmektir Yüzyıllar boyu zincirlere vurulup, dogmanın zindanlarında tutsak olan özgür insan düşüncesi artık örümcek zihniyetli karanlık insanların hegemonyasından kurtulmuştur ve tekrar o eski günlere dönmeyecektir. Hegel'in de dediği gibi tarih hep ileriye ve gelişmeye doğrudur. Ayak sürüyenler, geriye döndürmek isteyenler olacaktır. Ezoterik öğretilerde “Şövalye” sembolünde hayat bulan aydınlık yolda yürüyen hem fikir hem de eylem adamlarına düşen cesaretle aydınlanmanın kurucusu, yayıcısı ve bekçisi olma konumunu savunmaktır. Bağnazlıkla, boş görüşlerle mücadele etmek karanlığa karşı taraf olup görevimizi biran bile düşünmeden yerine getirmektir. Ülkemizde 18. Yüzyıl aydınlanmasının ışığı Atatürk Devrimlerinin gerçekleştirilmesi ile mümkün olabilmiştir. Aydınlanmanın ışıklı yolunun vazgeçilmez tamamlayıcısı ise laiklik ilkesidir. Aydınlanma, insanın insan olma bilincidir. O, sorumluluk ve görev bilinci ile yaşanan bir hayat demektir. Sadece kendi için yaşama lüksünden sıyrılıp insanlık için çalışmak demektir. Aydınlanmak, okumak, bilmek, bilgi peşinde olmak ve zor olan yolu seçmektir. Emek harcamaktır. Bu yolu seçmeyen büyük kitleler ise bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma cüretini de göstererek maalesef “Bunlar elitist, herkese tepeden bakıyorlar, vs...” şeklinde ciddi komplekslerle akil insanlara ateş püskürerek hareket etmektedirler. Bu kitleler bireysel aydınlanmayı yaşayamadıklarından, gerekli eğitimi içselleştiremediklerinden bu tepkileri göstermektedirler. Zamana uyum sağlayamayan, hızla değişen dünyaya ayak uyduramayan, teknoloji ile bağını koparan bireylerin bu yeni çağda varolma şansı yoktur. Bireysel aydınlanma bilim, akıl ve kontrollü sezgiyi kullanarak, ilk önce kendinden başlayarak insanlığa uzanan aydınlanma ışığını yaşamaya ve yaymaya gayret etmektir. Yaşadığımız “Bilgi Çağı”’nın gereğinin yapılmasıdır. Bu yolda fikren olduğu kadar ruhen de aydınlanmaya gayret olunur. Yolda olan “havass”ın sahip olduğu ışık akıl, esas enstrümanı ise bilgidir. Son günlerde ülkemiz aydınlarının ortak hislerini Fazıl Say “Benim hayallerim, benim rüyalarım söndü.” diyerek dile getirmişti. Bu, aydınlanma devriminin yetiştirdiği gerçek bir sanatçının haykırışlarıdır. Bizlere düşen görev Bekir Coşkun’un “Göbeğini kaşıyan adam”’ını “Başını kaşıyan, düşünen adam”’a dönüştürmektir. Karanlığa giden bir yolda olduğumuz hissiyatı ile yaşayan aydın bireyler sayısının gitgide arttığı günümüzde şu evrensel yasa hiçbir zaman unutulmamalıdır “Her keder daima kurtuluşla sona erer!” Nietzsche bir eserinde şöyle der “Her zaman uzağa, daha uzağa uçan bu cesur kuşlar elbet ki bir an gelecek, daha ileri gidemeyecekler. Bir seren direğine veya bir kısır resif kayalığına dönüp kalacaklar. Ama kim çıkıp ta artık onların önlerinde sonsuz ve serbest bir yol kalmadığını söyleyebilir? Kim uçabildikleri kadar uçtular diyebilir?” Varoluşun Kuantum Boyutu Prof. Dr. Metin Arık Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Söyleşiyi Gerçekleştiren Ethem Kocabaş Nöro Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi Evrendeki her şey insanlar, nesneler, çiçekler, hayvanlar, su, gibi var olan her şeyin aslında atomlardan oluştuğunu biliyoruz. Atomun yapısı hakkında da bilim bize şu bilgileri veriyor. Atomun en alt parçacıklarını kuarklar oluşturuyor. Kuarklar bir araya gelip baryonları, baryonlar çekirdeği, çekirdek elektronları, elektronlarda atomları ve molekülleri oluşturuyor. Sonuçta da madde veya canlı organizmalar meydana geliyor. Konuya atom boyutunda bakarsak, bir insanın bedensel anlamda var oluşunun atom boyutunda bir nesnenin var oluşundan farkı yok değil mi? Evet öyle. Çok ilginçtir atomların da birbirinden farkı yok. Atomlar da protonlardan, elektronlardan ve nötronlardan oluşuyor. Tüm protonlar da ve elektronlar da birbirinin aynı ama bunlar bir araya çok büyük sayılarda geldiği anda farklılıklar oluşuyor. Hücrelerin de birbirinin yaklaşık aynı olmasına karşın büyük yapılarda birleşimlerinden farklı oluşumlar meydana gelebilmekte. Örneğin bir kitabı ay kadar büyüttüğümüzde içindeki atomlar bezelye büyüklüğüne ulaşabilir diye benzetebiliriz. Atomun içerisindeki çekirdeğin ve elektronların kütlesel anlamda çok küçük bir yer tuttuğundan bahsediliyor. Geri kalan kısımda büyük bir boşluk var deniliyor. Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaklaşım elektronları noktasal olarak düşünmek mümkün olmadığından tam olarak doğru değil. Elektronların belirsizlik özelliğinden dolayı nokta olduğunu söylemek zor. Elektronları nokta olarak tanımladığımızda nerede diye sorulması halinde yerinin gösterilmesi gerekir. Yeri tam olarak belli olan bir elektronun hızı çok büyüktür ve bu nedenle her yerde olabilmektedir. Elektronları nokta gibi düşünmek yerine, bulut gibi düşünmek daha doğru olur. Bulut görüntüsünü yaratan elektronun hızına bağlı olarak her yerde olabilme özelliği herhalde. Evet. Fizikte bir noktasal parçacık kavramı var. Biz eğer o parçacığın içinde başka bir nokta yoksa onu noktasal olarak tanımlıyoruz. Fizikte elektronlara noktasal parçacık diyoruz, çünkü biliyoruz ki elektronlar başka parçacıklardan yapılmamıştır. Ama bu ben bir elektronu alıp bir yere koyabiliyorum anlamına gelmez. Elektronu alıp bir noktaya koyamazsınız. Aslında atomun içinde boşluk dediğimiz bütün bölümü o elektron bulutu doldurmaktadır. Eskiden, kuantum fiziği keşfedilmeden önce, Bohr atom modelindeki atom tasvirinde, elektron noktasal olarak tanımlanıyordu. Şimdi biliyoruz ki arada böyle bir boşluk yok, elektron bütün boşluğu doldurmakta. Belirsizlik prensibinden hareketle her yeri doldurduğundan bahsedebiliriz. Atomda elektronun ve çekirdeğin belli zaman dilimlerinde kaybolup, tekrar gözlenebilmesi gibi durumlar oluyor mu? Hatta bazı kuantum yaklaşımlarında buradan hareketle eş evrenlerin varlığında bahsediliyor. Elektronların ve atomun diğer yapılarının bazen gözlenemez olmasının nedeninin eş evrenler olduğuna atıf yapılıyor. Bu konuya bakış açınız nedir? Biz kuantum fiziğini iki türde ele alıyoruz. Birincisi teorik, diğeri ise deneysel. Teorik olarak ele aldığımız zaman matematik denklemleri kullanıyoruz ve ona inanıyoruz. Deneysel olarak ele aldığımızda laboratuardaki deneylerden hareket ediyoruz ve ona inanıyoruz. Biz bunları tasvir etmeye kalktığımız zaman, günlük hayatta kullandığımız dile entegre etmek durumundayız. O dili kullandığımızdan dolayı atomun yapılarının bazen gözlemlenip, bazen gözlemlenememesi şeklinde bir tasvir yapılabilir. Ama günlük dili kullanarak bunun tam tasviri mümkün değil. Bunun temeli çok detaylı matematiksel denklem ve matematiksel fizik denklemlerine dayanıyor. Bunun deneyi de laboratuarda yaptığımız deneye dayanıyor. Ama bu bahsettiğiniz yok olma olayı, günlük hayatta maddenin yok olması olayından farklı. Bir takım matematiksel denklemler bizleri belirttiğiniz sonuçlara ulaştırmakta. Bazı matematiksel sonuçları günlük hayatta belirttiğiniz şekilde tercüme etmek mümkün. Bu tasvirlerin bir takım ortalama tasvirler olduğunu akılda tutmamız gerekir. İnsanlar nesnelere veya canlılara baktıklarında dolu olarak görmelerini iki şekilde tasvir edebilir miyiz? Birincisi atomların sayılarının çokluğu ve sıklığına bağlı olan boyut, diğeri de renklerin etkisidir diyebilir miyiz? Bu iki kavramdan dolayı mı nesneleri ve organizmaları dolu olarak görmekteyiz? Görmemizi sağlayan ışığın yansıması. Katı bir nesneye baktığımızda sudan farklı olarak onu katı olarak algılamamızın sebebi de, aslında oradaki atomların katı olması. Bir atomu elinize aldığınızı hayal edin, sıkmaya kalktığınızda sıkmanız mümkün değildir. Neden sıkamıyorum? Aslında klasik fizik yaklaşımıyla konuya baktığınızda proton pozitif yüklü, elektron negatif yüklü zaten birbirilerini çekiyorlar. Hazır böyle bir çekim varken bende sıktığım zaman sıkışması lazım gibi gözükse de bu mümkün olamıyor. Kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesinden dolayı aslında ikisinin arasında bir itme kuvveti oluyor. Çünkü elektron tek bir noktada bulunamıyor. Belirsizlik ilkesinden dolayı elektron bulut halinde bulunuyor. Su için durum nedir? Aslında sudaki atomda da bu katılık var. Fakat su ortamında atomlar birbirilerinin etrafında kolayca kaydığı için su sıvı özelliğine sahip oluyor. Heiselberg ile ilgili bir söz okumuştum. Diyor ki Heiselberg 'Atom nesne değil, eğilimdir.' Bahsettiğiniz belirsizlik ilkesinden dolayı atomun eğilim olma özelliğinden bahsedebilir miyiz? Bu sözü ilk defa duydum ama atom tabii ki de nesnedir. Bir de nesnel zeka olarak tanımlanan Morfik alan kavramı var. Deniliyor ki genlerde atomlardan oluşmaktadır. Dolayısı ile insanın şifresi genlerdedir yaklaşımı atom altı boyutta derinleştirilebilir. Atom altı boyutta zeka yok. Yani bir atom boyutunda zeka yok. Bin atom boyutunda da zeka yok. Bekleniyordu ki bin veya onbin atom ölçeğinde zeka olsun ama böyle bir birliktelikte de zeka yok. Ancak milyon atom seviyesinde bir zekadan söz edilebilir belki de. İlk kuantum fiziği çıktığı zaman zeka kavramının kuantum fiziğinden çıkabileceğinden söz ediliyordu. İnsanlar yeni bir şey bulduklarında hemen bunu bazı kavramlarla ilişkilendirmek istiyorlar. Ama zeka veya düşünce kavramının çok daha büyük sistemlerde oluştuğu sonradan anlaşıldı. Zaten bu nedenle de tek hücreli canlıların zekası olamıyor. Ama bu konunun bir biyolog ile görüşülerek de analiz edilmesinde fayda olduğu düşüncesindeyim. Bu benim yorum ve bakış açım. Genlerin şifresi 10 üzeri 20 atom ve genlerden önce atom birliğinden gelen bir şifre var herhalde. Evet var. Sanıyorum bir gen aşağı yukarı 1000 atomdan falan oluşuyor. Ama bir genin de zeki olduğu söylenemez. O bir takım şeyleri tetikliyor. Genin de tek başına düşüncesi yoktur. Gen daha basit bir şey, onu anlayabiliyoruz. Bütün mesele şu ki büyükleri anlıyoruz, küçükleri anlıyoruz ama ortadakileri anlayamıyoruz. Süperpozisyon yaklaşımına göre, eş ikiz evrenlere bağlı olarak olayların olasılıkları var ve biz bunlardan birsini seçiyoruz. Böyle bir seçim varsa bu seçim elektron bulutundaki belirsizlikten gelen bir seçim olabilir mi? Bakmadığında olasılık dalgası olduğundan bakınca da nesnenin varlığından bahsediyor. Bakmayınca pek çok top sahada pek çok noktada aynı anda var, bakınca birisini seçiyorsunuz deniliyor. Bakmadığınız zaman top orada yoktur diyebilirsiniz. Kuantum mekaniği için bu doğru hakikaten. Yaşadığımız dünyada da bu doğru aslında. Bir şeye bakmıyorsanız nasıl orada diyebilirsiniz ki? Bir de ne zaman geri dönerseniz dönün orada olacağını bilmek ve görmek var. Kuantum mekaniğinde parçacık dediğimiz olay aslında parçacık değil. Bir dalga. Çünkü belirsizlik olduğu için küçük bir parçacık bir nokta olur. Halbuki biz dalgalardan parçacık yapabiliriz. Dalga noktanın etrafına yoğunlaşmış olur. Dalganın noktanın etrafına yoğunlaşması noktayı orada algılamamızı sağlayabilir. Dolayısıyla kuantum mekaniğinin esas temeli cisimlerin parçacık değil de dalga olduğuna dayanıyor. Süperpozisyon dalgalarla yapabildiğimiz bir şey, çünkü iki dalgayı toplayabiliriz. Denizdeki klasik dalgalarda görürsünüz, tabii bunu kuantum dalgaları ile karıştırmamalıyız. Bir benzetme olarak ele alırsak farklı yönden gelen dalgalar toplanıp daha yüksek dalgaları oluşturuyorlar. Denizdeki dalgaların süperpozisyonundan bahsedebildiğimiz gibi kuantum mekaniğinde de dalgaların sürperpozisyonundan bahsedebilmekteyiz. İnsanda bir dalga boyutu aslında. Evet. Dolayısıyla örnek olarak Schrödinger'in kedi probleminde kedinin iki durumu var aslında. Biri ölü durumu bir tanesi de canlı durumu. Ölüm durumu ile canlı durumunu topluyorsunuz bunun kuantum mekaniğinde bir anlamı var. Klasik fizikte böyle bir şeyin anlamı yok. Kuantum mekaniğinde hakikaten bu süperpozisyonun anlamı var. Evrendeki her atom Helyum atamonun bir türevi midir? Evrendeki atomlar yıldızlarda oluşuyor. Evren ilk başta oluştuğunda içinde hidrojen ve bir miktarda helyum atomu var. Büyük patlama teorisine göre evren çok sıcak başladığı için, sonrasında soğuduğu zaman hidrojen ve helyum atomları oluşuyor. Bunlar kütle halinde çökerek yıldızları oluşturuyorlar. Ondan sonra ağır atomlar da bu yıldızların çekirdeklerinde hafif çekirdeklerin kaynaşarak daha ağır çekirdekler yapmasıyla oluşuyorlar. Onun için tüm atomlar helyum atomunun türevidir, helyum atomundan yapılmıştır diyebiliyoruz. Einstein evrendeki genişlemeye karşın onu dengede tutan bir güçten bahsediyor. Genişleyen evrende her şeyin rasgele savrulmadığından bahsediyor ve hatta bu dengede tutan güce de lambda sabiti adını vermiş. Bu yaklaşıma bakış açınız nedir? Bu dediğiniz modelde evrenin belirli bir kurala göre genişlemesi ve ondan hiçbir sapma göstermemesi fikri aslında bilim adamlarının basit ve çözülebilir bir model yapma isteklerinden dolayıdır. Çünkü doğayı en basit şekilde tanımlayıp denklemlerimizi çözmek istiyoruz. Böyle yapıldığı zaman da teori çözülebiliyor Einstein'da bunu yaptı. İlk önce bunu yapacaksınız. Kozmolojinin bu denklemine göre evrenin zaman içinde değişen bir tek büyüklüğü var, evrendeki gezegenleri, insanları, galaksileri ortalama bir madde yoğunluğu olarak ele alıyoruz. Çünkü onları sanki tüm everene yayılmış ve sabit bir madde yoğunluğu olarak düşünüyoruz. Dolayısıyla o bizim seçtiğimiz bir basitlik. Ama yine de evrenin esas olarak o denklemlere göre büyüdüğünü kabul ediyoruz. Lambda, yani kozmolojik sabit meselesine gelince. Kozmolojik sabit olmadığında evren kapalı bir evren ise büyüyüp belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra tekrar kapanması gerekir. Sonlu bir evrense ve kozmolojik sabit varsa bu böyle olmayabilir. Şu anki ölçümler gösteriyor ki bir kozmolojik sabit var. Kozmolojik sabit genelde evrenin enflasyonla büyümesini sağlamaktadır. Eksponansiyel büyüme formu. Bugün çok yavaş bir eksponansiyel büyüme var. Bunu ölçebilmek tabii ki de deneysel kozmolojinin büyük başarısı. Doğrudan ölçemiyoruz ama çok geçmişte de yine evrenin bir ara çok hızlı genişlemiş olması gerekiyor. Aslında teoriden ziyade ölçülebilen değerlere göre hareket etmek lazım. Bugün bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla artmasının nedeni teori ve deneysel yaklaşımların birbirini destekler tarzda bir döngü içinde gelişmesidir. Ülke olarak bizim de buna ayak uydurmamız gerekir ama çok zor oluyor. Çünkü temel bilimde ne kadar iyi olsanız da alet ihtiyacınız olduğunda dışarı bağımlısınız. Dolayısıyla bizim bu konulara hızla entegre olmamız lazım. Kuantum fiziğinde hiçbir nesnenin veya canlının, başka nesne ve canlı ile sıfır aralıkla temasta bulunmasının mümkün olmadığından bahsediliyor. Bu nedenle hiçbir şeye dokunmak mümkün değildir deniliyor. Bu olaya da elektronların şarj yükleri arasındaki itmenin neden olduğu söyleniyor bu doğru mu? Hiçbir şey ile tam temas olamaz mı? Tabi olamaz. Çünkü zaten elektron bir bulut. Atom boyutuna indiğiniz zaman aslında hiçbir şeye tam olarak dokunmuyoruz. Kuantum fiziği zaman kavramını nasıl değerlendiriyor? Kuantum mekaniğini yapabilmemiz için uzayı ve zamanı düz uzay-zaman olarak sabitliyoruz. Ondan sonra o uzayın üstünde kuantum mekaniği yapıyoruz. Halbuki uzayın kendisi de kuantum mekaniksel bir obje olmalı. İşin bu boyutunu ele aldığınızda yapabileceğiniz bir şey kalmıyor. Çünkü karşınıza sonsuzluklar çıkıyor. Uzayın içinde bir parçacığın yeri belli diyoruz ve ona zamanı uyarlayabiliyoruz. Ama uzayın kendisi belirsiz dediğimiz zaman işler sarpa sarıyor. İşte bu da genel göreliliği kuantumlaştıramıyoruz denen büyük problem. Hava'da atomların durumu nedir? Havada atomlar çok seyrektir. Atomların olmadığı yerde boşluk var. Belli bir hızla hareket edip birbirilerine çarpıyorlar. Genetik bilimi, kuantum fiziği ve nöroloji geleceğin bilimleri deniliyor. Gelişmiş ülkeler bu konularda bilim insanlarını bir araya getirmek suretiyle araştırma ve çalışmalar yaptırıyorlar. Kesinlikle ben bunun önemine çok inanıyorum. Bizde bu konuda durum nedir? Bizde olduğunu bilmiyorum ama olması lazım. Rengin oluşumu hakkında bilgim elektronlara çarpan foton ışınlarının, elektronun yörüngesini değiştirmesi ve sonrasında yörüngesine dönen elektronun, tekrar dışarıya bir enerji vermesi şeklinde. Bu dışa vuran enerji rengi oluşturuyor. Bu tanımlama doğru mu ve bize biraz da rengin oluşumundan bahsedebilir misiniz? Renk nasıl oluşuyor? Atom seviyesinde bu şekilde renk oluşuyor. Molekül seviyesinde moleküller ışığı emip tekrar veriyorlar. Beyaz ışık dediğimiz şey kırmızı, mavi ve yeşil üç tane bileşenden oluşuyor. Işık bir yere düştüğü zaman tüm dalga boyları emilirse siyah görüyoruz. Bir kısmı emilir bir kısmı yansırsa renk farklılıkları oluşuyor. Bu ışığı da emen aslında atomlar ve moleküller. Saydam olan suda oksijen ve hidrojen atomları var. Dolayısıyla oksijen ve hidrojen atomları saydamdır diyemezsiniz. Gaza baktığınız zaman onu da saydam görmenizin nedeni, çok seyrek olması. Dolayısıyla hidrojen atomunun bazı enerji seviyeleri bilinen renklere tekabül ediyor. Genelde etrafımızda gördüğümüz renkler moleküler seviyelerle alakalı. Yaşam bir algılama süreci aslında. Beynin ve ruhun çevreyi algılama şekli. İnsan beyni gözüyle gördüğü ile hayal ettiği arasındaki farkı algı düzeyinde ayırt edemiyor. Evet algılama farklı değil. Işık dediğimiz olay aslında bir takım elektromanyetik titreşimler. Elektromanyetik bir dalga yani. Boşlukta gidebilen bir elektromanyetik dalga. Güneşten buraya kadar gelebiliyor arada bir şey yok. Bu elektromanyetik dalganın frekans dediğimiz bir büyüklüğü var. Saniyede kaç kere titreştiğini ifade ediyor bu büyüklük. Biz insanlar çok küçük bir frekans aralığını görebiliyoruz Gözümüz bunu ölçüyor. Dolayısı ile elektromanyetik dalga çok daha geniş. Atom elektromanyetik bir olay. Proton ve elektronlar elektrik kuvvetlerle birbirine bağlanıyor. İki atom arasında da elektriksel kuvvetler var. Dolayısı ile buradaki enerji farklılıkları elektromanyetik dalga olarak gözüküyor. Bu bizim algıladığımız aralıkta ise biz bunu renk olarak görebiliyoruz. Dünyamızın atmosferi ancak bu dalga aralığında gelen ışığı aşağıya geçiriyor. Buradan hareketle biz başka bir gezegene gitsek kör olabiliriz. Görmeyebiliriz. Atom yaşlanır mı? Hayır. O halde insanın fiziksel olarak yaşlanma sürecinin de atom boyutunda açılımına baklamak lazım. Bu konu biyologlarla konuşulmalı. Aslında dünyada bilim alanında gelişmiş ülkeler kuantum fiziğinin yaşamımız üzerindeki önemi ve etkileri konusunda daha bilinçliler herhalde. Onun için gelişmişler zaten bunların öneminin farkında oldukları için gelişmişler. Bizde maalesef bilim zayıf ve özellikle deneysel bilim desteklenmiyor. Ülke olarak daha henüz pozitif bilim çağına tam girmiş durumda değiliz. Ama bu durum yavaş yavaş gençlerin sayesinde olumlu yönde değişecek. Türkiye zaten bu pozitif bilimin, deneysel bilimin doğuşuna seyirci kaldı. Eksiklik oradan kaynaklanıyor. Biz daha sonra bu işin bir bilim olduğunun farkına vardık. Metin Arık çok değerli birikimlerinizi bizlerle paylaştığınız için size çok teşekkür ederiz. Hiçbir yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden alıntı yapılabilir. © 1998 Cetin BAL - GSM+90 05366063183 -Turkiye/Denizli Ana Sayfa / Index / Roket bilimi / E-Mail / Quantum Teleportation-2 Time Travel Technology / UFO Galerisi / UFO Technology/ Kuantum Teleportation / Kuantum Fizigi / UçaklarAeroplane New World OrderMacro Philosophy / Astronomy Kuantum düşünce tekniği nedir? nasıl uygulanır? "Yaşamımızın ana amacı nedir?” ...sorusunun en mantıklı cevabı muhtemelen "Mutlu olmak" olmalıdır. İstisnasız tüm insanların ihtiyarı genci, fakiri zengini, Londralısı Ankaralısı…ne kadar değişik hayat tarzlarına sahip olursak olalım ne kadar değişik yerlerde yaşarsak yaşayalım temelde ihtiyaçlarımız benzerdir. Fakat gündelik hayat içinde birçoğumuzun sıkıntıya girdiği oldukça mutsuz olduğu adeta aşılması mümkün olmayan bazı sorunları vardır. Bu sorunlar dış etkenlere bağlı olabileceği gibi büyük bir oranda aslında kendi düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı sorunlardır. Bu sebeple gerçekte insanoğlu sorunları aşmaya çalışırken en büyük mücadeleyi yine kendisine karşı vermektedir. Karşılaştığımız problem nedenli büyük yada aşılmaz olursa olsun aslında düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı ve dolayısıyla da yine beynimizin çözebileceği sorunlardır. Burada esas olan insanın düşünce sistemini değiştirmesi yada sorunu çözebilecek şekilde soruna adapte etmesidir. Bu ise gerçek anlamda zihinsel, bedensel eğitim ve ciddi çalışma gerektirmektedir. İnsanın mutluluk sorunu psikoloji, psikiyatri, nöroloji, felsefe, sosyoloji, fizik…gibi aslında bütün bilimlerin ortak problemidir. Düşüncelerin oluştuğu ve yönetildiği yer olan beynimiz bilindiği gibi yaşamımıza dair olumlu yada olumsuz her olaydan adeta sorumludur. Bu durumda bütün mesele beynimizin işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi düşüncelerin nasıl oluştuğunun ve nasıl yönetildiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu ise sadece nörologların yada tıp biliminin altından kalkabileceği bir sorun değildir. Zaten şuan kadar da bu alanda fazlaca bir yol kat edilememiştir. Aslında insan beyninin ürünü olan düşünce ve eylemler yine o kişinin geçmişte yaşadığı olaylar ve deneyimler tarafından belirlenmektedir. Kişilik dediğimiz kavram tüm bunların bileşkesidir. Geçmişte yaşanılan her olay deneyim yada bilgi, beyin hücrelerinin içinde bir takım protein zincirlerinin oluşmasına yada bir çeşit yolların oluşmasına neden olmaktadır. Bu yollardan daha sonra düşünce oluşumu ve yönetimi esansında elektronik sinyaller rahatlıkla geçerek çeşitli kararların alınmasını yada alınamamasını ve uygulanmasını sağlarlar. Örneğin iğne battığında acı hissini yaşamamızın yada çok sevdiğimiz bir tatlıyı yediğimiz zaman mutluluk hissini yaşamamızı sağlayan bu elektronik sinyal bağlantılarıdır. Bütün bunlar aslında yaşadığımız olaylara beynimizin getirdiği yorumla ilişkilidir ve bu yorum da beynimize yine geçmişte yaşanan olaylar esnasında öğretilmiştir. Örneğin aynı restorana gittiğimizde aynı yemeği yeme eğilimimiz bu şekilde kolayca oluşmaktadır. Sigara içen bir kişinin bir türlü bu alışkanlığından kurtulamamasının nedeni de yine budur. Bütün bu beyinsel aktiviteleri bilimsel açıdan incelediğimizde bütün olup biten yaklaşık 1200 g olan beynimizde bulunan yaklaşık 100 milyar kadar hücre arasındaki çok küçük elektriksel sinyallerin sürekli olarak merkezler arasındaki hareketidir. Düşüncenin oluşumu da bunun eyleme dönüşmesi de tamamen elektronik sinyaller aracılığı ile olmaktadır. Bu sinyaller boyutların çok küçük olduğu mikro evren de gerçekleşmektedir. Mikro evrende uzunluk-6m gerçekleşen bu olaylar yine bu evrenin kurallarıyla ancak gerçekleşebilir. Mikro evreni yöneten yasaları konu alan kuantum fiziği bu alanda yapılacak çalışmaların olmazsa olmazı konumundadır. Zira kuantum fiziği mikro evreni yöneten yasaları aslında 1900 yılından beri araştırmakta ve çok önemli ölçüde de çözümlemiştir. Bu nedenle insan beyninde meydana gelen düşünceler ve bunların yönetilmesi, eyleme dönüşmesi konusu kuantum fiziği yasalarının yönetimi altındadır. Örneğin mikro evrende tünel olayı gerçekleşir, yani bir elektron kendi enerjisinden daha büyük bir enerji barajını aşıp barajın arka tarafına ulaşabilir. Bu kuantum mekaniksel ve mikro dünyaya ait bir olaydır ve her an gerçekleşir. Buna benzer bir çok olay yine kuantum dünyasında şuanda gerçekleşmektedir. Kuantum fiziğinin düşünce dünyamız ve bunun yönetilmesinde nasıl kullanılabileceğine geçmeden önce mikro dünyayı şekillendiren yada yöneten kuantum evreni nin bazı çok temel bulgularına kısaca göz atarsak şunları özetleyebiliriz. 1-Mikro Evrenin Hareketliliği Dinamizmi Kuantum Fiziğinde ve dolayısıyla mikro evrende her şey mutlak anlamda hareket halinedir. Durağan yada statik hiçbir tanecik yoktur. Zaten kuantum fiziği statik sistemlerle ilgilenmez. O halde mikro dünyanın en temel özelliklerinden birisi mikro evrenin dinamik olmasıdır. 2-Mikro Evrende Kesiklilik süreksizlik yada Kuantizasyon Enerjinin aslında sürekli olmadığı fikri ilk kez kuantum fiziğinin en önemli kurucularından biri olarak anılan Max Planck tarafından 1900 yılındaki fizik kongresinde ortaya atılmıştır. Enerji = n h f ….burada n bir tam sayı, h Planck sabiti olarak adlandırılan evrensel bir sabit ve f de frekanstır. Bu düşünce o güne kadar var olan düşünceleri temelden sarsmış ve yeni bir dünyanın yani kuantum dünyasının doğmasına neden olmuştur. Madde yani kütle mikro dünyada kuantizedir yani madde belli noktalarda bulunan atomlardan meydana gelmiştir. Einstein’ın “Enerji ile kütle eşdeğerdir.” E=mc2 ifadesi ile bu fikir birleştirildiğinde enerjinin kuantize olması gerektiği hemen anlaşılabilir. Artık hakkında hiçbir kuşku bulunmayan bu kesin gerçek bizi daha sonra momentum, konum, hız ve açısal momentum gibi bir çok kavramın mikro dünyada kuantize olduğunu keşfetmemizi sağlamıştır. 3- Mikro Evrende Dalga Fonksiyonu Ψ Mikro evrenin kuantize oluşu daha sonra Erwin Schrödinger’i mikro dünyadaki bütün taneciklerin uyması gereken bir denkleme götürmüştür. Bu denklem ünlü Schrödinger Dalga Denklemi’dir. Bu denklemin en önemli yeniliklerinden biri taneciklerin davranışının bir matematiksel fonksiyon Ψ tarafından tanımlanmasıdır. Bu fonksiyonun belirlenmesi ile söz konusu taneciğin bütün özellikleri belirlenmiş oluyor. Bu şekilde Ψ nin devreye girmesi ile bunun karesine eşit olan olasılık yoğunluğu devreye giriyor. Yani parçacıklar uzayın belli noktasında belli bir anda belirli bir olasılıkla var olabilmektedir. Böylece klasik fizikteki determinizm ortadan kalkıyor ve olasılıklar devreye giriyor. Artık hiçbir şey eskisi kadar kesin değil yada hiç kesin değildir. Ancak bazı olasılıklarla tanecikler belli yerlerdedir. Ünlü fizikçi Einstein dahi bu gerçeği kabul etmekte zorlanmıştır ve “Tanrı asla zar atmaz” demiştir. Ancak gerçek odur ki mikro dünyada kesinlik yok ve olasılıklar vardır. 4- Mikro Evrende Heisenberg Belirsizlik ilkesi Olasılıklar fikri daha sonra Heisenberg’i olasılıkların olduğu yerde belirsizlikler de vardır fikrine götürmüş ve kendi adıyla anılan yine çok önemli bir yasa olanbelirsizlik ilkesini ortaya koymasını sağlamıştır. Artık yapılan ölçümler kesin değildir. Her ölçümde bir belirsizlik vardır. Eğer siz örneğin elektronun konumunu ve ona bağlı olan hızını ölçmek isterseniz, konumu ne kadar doğru ölçerseniz o ölçüde hızını ölçemezsiniz yada hızını ölçmedeki belirsizlik artar. Bu belirsizlik sadece mikro evrende etkili olabiliyor. Makro evrende belirsizlik çok küçük olduğu için hiçbir etkisi yok biz bunu doğal olarak algılamıyoruz. 5- Mikro Evrenin Dual ikili Yapısı Fizikçileri şaşırtan bir başka çok önemli konuda mikro evrende yada atomik boyutlarda maddenin ve ışığın dual ikili karakteridir. Diğer bir deyişle madde yani tanecik bazen dalga karakterine bazen de tanecik karakterine bürünür. Aynı dual karakter ışık için de net bir şekilde gözlenmiştir. Işık bazen tanecik yani foton gibi bazen de dalga gibi davranır. Ancak ya biri yada öteki duruma hakimdir. İkisi de aynı anda varolamazlar. 6- Mikro Evrende Tünel olayı Kuantum fiziğinin diğer bir çok önemli gözlemi tünel olayı olarak isimlendirilen olaydır. Bu olay bize mikro dünyada örneğin bir elektronun olmaması gereken yerde bulunabileceğini göstermiştir. Klasik açıdan bir elektron kendi enerjisinden büyük bir duvarı aşarak duvarın arka tarafına geçemez. Oysa kuantum mekaniksel denklemler ve gözlemlerimiz göstermiştir ki, bu mikro dünyada her an gerçekleşen olağan bir elektronik aletlerimizde kullandığımız transistorler de bu olay çok olağandır. 7-Karşılıklı Etkileşim Correspondence İlkesi Kuantum fiziği ile klasik fizik arasındaki ilkeler ve yasalar bu denli çelişkili olduğuna göre acaba nerede ve nasıl bu ikisi kesişebilir diye bakıldığında ise şu sonuç net olarak bulunmuştur. Kuantum fiziği yasalarından klasik fizik yasaları elde edilebilmektedir tümevarım ilkesi. Yani mikro dünyanın verilerinin birleştirilmesi ile makro dünya hakkında bilgiler elde edilebilmektedir. Bu tersinir olmayan bir ilişkidir. Yani makro dünya klasik fizik yasalarından mikro dünya kuantum fiziği yasaları elde edilemez. Yukarıda çok kısaca ifade edilen ve bunlar gibi bir çok bilimsel yasa insan düşüncesinin de üretildiği ve yönetildiği yer olan insan beyninde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla insan beyninin işletim sisteminin bu yasalara uymak zorunluluğu açıktır. Normal insan sağduyusu ve mantığı ile çelişen bu bulgular mikro evreni şekillendirdiğinden insan düşüncesini de mutlak anlamda şekillendirmektedir. O halde yapılması gereken şey bu yasaların yardımıyla insan beyninin işleyiş mekanizmasını kuantum fiziği yasaları ile yeniden çözümlemektir. Ancak bu konu o kadar da kolay olamamaktadır. Aslında oldukça farklı ve karmaşık bir çalışma alanına girmiş insan yaşamını yöneten beyinsel aktiviteler yada kısaca düşüncelerin çözümlenmesi yada yönetilmesi konusu bir çok disiplinin birlikte çalışmasını gerektiren bir konudur. Ancak çözümlemenin beklide en önemli aşamasını, mikro evrendeki kuantum fiziksel yasaların insan düşüncesine uyarlanması oluşturmaktadır. Mikro dünyayı yöneten kuantum fiziksel yasalar ile yine mikro dünyanın ürünü olan insan düşüncesi birleştirildiğinde çok temel anlamda öne çıkan bazı noktalar şunlardır. 1- Düşüncenin Kuantizasyonu İnsan düşüncesi fiziksel açıdan incelendiğinde enerji anlamına gelmektedir. Düşünce, mikro tanecikler olan beyin hücreleri tarafından meydana getirildiğine göre mikro evren in yasalarıyla yönetilmelidir ve kuantize olmak zorundadır. Gerçekte yaşam, beyinde düşünce kuantları nın oluşması ve bunların insan bedenini yönetmesi anlamını taşımaktadır. Herhangi bir düşüncenin yönetilmesi yada yönlendirilmesi o düşünceyi oluşturan çok küçük elemanter parçacıklar olan düşünce kuantlarının yönetilmesi anlamına gelmektedir. Bu olay ise bütün bir düşüncenin kontrol edilmesine oranla çok daha kolay olmalıdır. Çünkü düşünce kuantları enerji miktarı olarak değerlendirildiğinde düşüncenin tamamına göre çok daha küçüktür. Bu anlamda yapılması gereken şey kuantum fiziği yasalarını kullanarak düşünce kuantlarının ortaya çıkışı ve gelişiminin çözümlenerek kontrol edilmesidir. Her hangi bir olay yada konu hakkındaki özellikle olumsuz ve rahatsız edici istenmeyen düşünceler bu şekilde ayıklanarak yok edilebilir ve istendik türden yapıcı ve olumlu düşüncelerin ortaya çıkması sağlanabilir. 2- Düşüncenin Matematiksel İfadesi İnsan düşüncesi bir çeşit enerji olduğuna göre ona eşlik eden ve onu tanımlayan bir matematiksel dalga fonksiyonu yani düşüncenin fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon o düşünceye ait her türlü bilgiyi içinde barındırır. Dolayısıyla tespit edilmesi durumunda o düşünceye ait her şey bilinir duruma gelecektir. Özellikle istenmeyen düşüncelere ait fonksiyonların belirlenmesi ile o düşüncenin çözümlenmesi ve ortaya çıkmasının yada yok edilmesinin sağlanması mümkün olabilecektir. Burada önemli olan nokta kuantum fiziği yasaları ile dalga fonksiyonunun bulunmasıdır. 3- Düşüncedeki Tünel Olayı İnsanların yaşamları boyunca karşılaştıkları ve aşılması mümkün olamayan engeller düşünsel ve yaşamsal sorunlar gerçekte özel bir teknik ile yani tünel olayı ile aşılabilir. Bu bir elektronun gerçekleştirdiği tünel olayından asla farklı değildir. Bunun için gerekli koşulların sağlanması ve nasıl yapılacağının kuantum mekaniksel anlamda belirlenmesi gerekmektedir. Böylece üstesinden bir türlü gelemediğimiz yaşamsal sorunlarımızı bu özel teknik sayesinde yeterli enerjimiz olmasa dahi aşabilecek ve yeni ufuklara doğru rahatlıkla yol alabileceğiz. 4- Düşüncede Tümevarım ilkesi İnsan beyninde meydana gelen düşünce kuantları nın birleştirilmesi ile düşüncenin bütünlüğü yani makro düşünceler elde edilebilir. Böylece mikro düşünce kuantları ndan makro düşünce bloklarına geçiş yapılabilir. Bu düşünce blokları doğrudan yaşamımıza ait düşünceleri, kararları, eylemleri kısacası her şeyi kapsamaktadır. Sonuçta insan beynindeki düşüncelerin fizyolojik anlamda çok küçük elektronik sinyallerden meydana geldiği ve dolayısıyla da enerji olduğu gerçeğinden hareketle insan düşüncesinin de kuantize olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde sorun bu düşünce kuantlarının kontrol edilmesi ve yönetilmesi sorunudur. Düşüncenin süreksizliği yada kuantize olduğu gerçeğinden hareketle hepimizin sıkıntıya girdiği ve istemediği yada kurtulmaya çalıştığıdüşüncelerden ve dolayısıyla da eylemlerden kurtulması mümkün olabilecektir. Bir anlamda insanın mutluluğu bu şekilde ciddi olarak artırılabilir. Ancak bunun için sadece düşünce yönetiminin kuantum mekaniksel teorilerinin geliştirilmesi yetmez, buna ilaveten bu modellerin insana kazandırılması için nasıl bir eğitim sürecinin gerektiği de ortaya konmalıdır. Bu gerçekte ciddi çalışma ve sabır gerektirmektedir. Her şeye rağmen, kısa bir süre sonra insan zekasının harika birikimleri ve kuantum fiziği sayesinde yine insan zekasının ortaya çıkardığı ve insanın mutluluk yollarını tıkayan engeller rahatlıkla aşılabilecektir.

kuantum düşünce tekniği ile hayatı değişenler